29 Haziran 2017

Doğayı Kurtarmak

Yazı: Neslihan Kandolu / Sabancı Üniversitesi

“Bilim adamları uyarıyor!” diye başlayan cümlelere yavaş yavaş tepkisizleştiğimiz şu günlerde, böyle bir başlığı olan yazının dikkat çekmesini ve okunmasını sağlamak oldukça zor diye düşünüyorum; fakat üzerinde yaşadığımız yeryüzünün “küresel ısınma” hastalığından kurtulabilmesi için biz insanlara ihtiyacı olduğu da çok açık. Yüzyıllardır sahibi olduğumuz doğayı malesef pek tasarruflu kullanamadık, onun kendine has dengesine zarar verdik. Herkes derin derin düşünüyor, acaba ne yapabiliriz diye. Konferanslar düzenliyoruz, zirveler düzenliyoruz, bilim insanları toplanıyor ve her gün yeni bir şey bulmak için uğraşıyor. Peki, biz kendi evimizde, günlük yaşantımızda ne yapıyoruz? Dünya'yı hasta eden biz insanlar, aynı zaman da onun doktoru olabilecek miyiz? 

Konu çevreciliğe gelince ağaçları kesmemek, onları korumak gibi algılanıyor; evet, doğru aslında, ama sadece bundan ibaret midir? Hava kirliliği oranının had safhada olduğu ve sadece 2010 yılında Türkiye'de ölen 28 294 kişinin (OECD, 2014) ölüm sebebinin hava kirliliği kaynaklı olduğu göz önünde bulundurulursa biz insanların ağaçlara her zamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu söyleyebilirim -bir de hava filtrelerine ve daha az fosil yakıta. 

Her ne kadar kötüleşen bir tabloyla karşı karşıya olsak da, umut kırıntılarını içimize serpen gelişmeler de var, hem de hiç beklemediğimiz ülkelerden bile. 

Mesela, Uruguay elektriğinin yüzde 94.5'ini alternatif enerji kaynaklarından üretmeyi başardığını duyurdu geçtiğimiz ay (The Guardian, 2015), üstelik Paris İklim Konferansı'nda Avrupalı devletler kara kara, nasıl daha fazla enerji tasarrufu yapabiliriz diye düşünüp bir çare bulmaya çalışırken..

Ayrıca, Danimarka da talebinden çok daha fazla enerjiyi rüzgardan elde etmeyi başardı. Talebinden çok daha fazlası derken, enerji ihtiyacının yaklaşık %140'ını rüzgar enerjisi kullanarak elde etti, bu enerjiyle kendi ihtiyacını karşıladı; hatta bunun üstüne Almanya, Norveç ve İsveç'e de enerji sağladı (Onedio, 2015). 

Bunlar çok güzel haberler; ek olarak da birkaç tane ilgimi çeken doğa dostu icatlar paylaşayım sizinle.

Çevreci E-Shower

E-shower

Hollandalı 3 kişinin girişimciliğini üstlendiği “The Hamwells e-Shower”, duş esnasında harcanan suyu filtreleyerek tekrardan kullanılabilir hale getiren eşsiz bir teknolojiye sahip duş sistemi. Ara ara su giderini kapatıp, kurtarılan suya UV ışınları göndererek bakterileri ve mikropları öldürüyor ve bir takım filtrelerle partikülleri uzaklaştırıp kullanılmış suyu “temiz su”ya çeviriyor. Bu cihazla aynı suyu 7 defaya kadar depo edip kullanabiliyorsunuz. (N'olmuş, 2015) 

Mumla Odayı Isıtmak

Egloo

“Nasıl olabilir?” diyorsunuz ama ilginç ve basit bir icat olan Egloo ile bunu başabilirsiniz aslında. Doğal gaz gibi masraflı ya da kömür gibi çevreyi kirleten bir ısınma cihazı olmadığı çok açık, yani gerçekten çevreci bir buluş. Mantığı da çok basit: bu cihaz iç içe geçmiş iki kubbe ve bir izgaradan oluşuyor. Bunların arasına üç adet mum koyuyorsunuz ve beş dakika sonra da Egloo da terracottadan yapılmış kubbeler yardımıyla, mumun yaydığı ısıyı dengeli bir biçimde odaya yayıyor. Marco Zagaria'nın icadı olan Egloo, yirmi metre karelik bir odayı sadece üç küçük mum yardımıyla 5 saat boyunca sıcak tutabiliyor. (Homeli, 2014)

Water Drop

Water Drop

Tasarımıyla doldurması, taşıması ve tekrar kullanımı kolay olan bu özel torbalarla, duşa girdiğinizde suyun ısınmasını beklerken o suyun boşa akıp gitmesine hiç gerek yok. Suyun ısınmasını beklerken sadece bir duşunuzda ortalama 4,5 litre suyun boşa akmasına sebep olursunuz, ki bunu yıllık olarak düşünürseniz gerçekten çok fazla su boşa akmış oluyor. Bu suyu kurtarabilir, daha sonra çeşitli amaçlar için kullanabilirsiniz -mesela temizlik yapabilir, çiçeklerinizi sulayabilir, evcil hayvanınızı besleyebilirsiniz. Üstelik bu torbalar içeriğindeki "termoplastik poliüretan" sayesinde oldukça uzun ömürlü; yani tekrar tekrar kullanabiliyorsunuz. (N'olmuş, 2016)

Elekrikli Otomobiller için Şarj Eden Yollar

Şarj Eden yol

Elektrikli otomobillerin ilk kullanımı 19. yy.'da oldu aslında, tarihçesi çok eskilere dayanıyor; fakat geliştirilmesi ve yaygınlaşması pek mümkün olmadı 20. yy'ın sonlarına kadar. 2004'te Tesla Motors adlı bir otomobil firması bunu geliştirmeye karar verdi ve 21. yy.'ın ilk çevreci elektrikli otomobilini 2008 yılında müşteriye sundu ve diğer otomobil firmaları da kendi elektrikli, çevreci modellerini üretmeye başladılar. Günümüzde elektrikli araçlar ülkemizde de çok küçük bir kesim tarafından kullanılmakta, yani henüz yaygınlaşmış değil. Özellikle petrol fiyatlarının düşüşü, şu aralar elekrikli araç piyasasını küresel anlamda biraz arka plana itmiş durumda. 

Bütün bunlara rağmen İngiltere'de, elektrikli araç kullanımını teşvik etmek için otomobili kullanım sırasında şarj eden yollar yapılıyor. Bu “yeşil yol” olarak görünen sarj şeritlerinin, elektrikli araç piyasasını hem ülke içinde hem de ülke dışında -diğer ülkelere örnek olarak- canlandırması hedefleniyor.

Fakat elektrikli araçlar ile ilgili daha ilginç bir haber ise Türkiye'den (Evet!). Murat Orhon adında bir girişimci, 3 bin TL'ye aldığı 1990 model benzinli Fiat 126 Bis'i yüzde yüz elektrikle çalışan bir çevreci araca dönüştürdü. Küçük ve hafif olması, ayrıca direksiyon ve fren sisteminde çok köklü değişikliklere gerek olmaması; yani bu dönüşüme uygun bir araç olması Orhon'un işini kolaylaştırmış ve maliyetini düşürmüş. Biraz mühendislikle, eski püskü diyebileceğimiz bir arabayı gelecek vaad eden -bir nevi el yapımı- elektrikli araca dönüştürmeyi başaran Murat Orhon'un bu çalışması gerçekten takdire şayan. (CNNtech, 2015)

      

Tabi herkesten elektrikli araç yapmasını bekleyemeyiz; fakat bu düşünce yapısı, bu çevreci anlayış bile umudumuzu pekiştirmeye ve bir şeyler yapılmasına öncülük etmeye yeter. Hala bazı şeyleri geri kazanmak için şansımız var, önemli olan bunu elimizden kaçırmamak için elimizden geleni yapmak aslında. Biz öğrencilerin, geleceğin girişimcileri, iş adamları, bilim insanları olarak vizyonumuzu belirlerken bunlar gibi haberleri, gelişmeleri dikkate almamız gerektiğini ve insanın doğasız var olamayacağını, onunla mutualist yaşamamız gerektiğini göz önünde bulundurarak tasarımların, planların ve yatırımların yapılması gerektiğini düşünüyorum. 

Nice Orhon'ların olması dileğiyle.

Neslihan Kandolu