Bilim Sanatla Buluşursa...

Bilim va sanatı hep farklı fakültelerin dersleri olarak gördük şimdiye kadar. Farklı alanlar diye değerlendirdik; ya fen bilimleri okuduk, ya da güzel sanatlar. 

Düşündüğümüzde doğanın, tabiatın hatta evrenin içinde bile hem bir bilim hem de bu bilimin oluşturduğu kusursuz bir sanat söz konusu değil midir aslında? 

Helen Donis-Keller, Olin Koleji'nde Biyoloji ve Sanat Profesörü.

Kendisi hem kanser ve tedavisi araştırmalarında rol almış, hem de bu araştırmalarını sanat ile harman etmeyi başarmış bir bilim insanı ve artist.

Geçtiğimiz hafta Minevra Palas'ta verdiği “Moleküler Biyoloji ve Görsel Sanat: Benim Yolculuğum” adını verdiği konuşmasına biyoloji ile sanatın ne kadar çok ortak yanı olduğunu söylereyerek başladı, hali hazırda bunun farkında olduğumuzu varsayarak...

Hem sanat hem de bilimle ilgilenen ilk insanlardan biri olan Leonardo da Vinci'den, daha sonra da Ernst Haeckel'dan, onların çalışmalarından bahsetti. 

Theo Jansen'in Strandbeest'inden de...

Yani tıpkı onun gibi hem kendini bilime hem de sanata adamış insanlar vardı, ve var olacaktı. 

Var olacaktı, çünkü sanat ile bilimin bizlerin bilmediği kadar çok ortak yanları vardı. 

Onlar birbirlerini tamamlayan unsurlardı. Bilimin olduğu yerde sanatı, sanatın olduğu yerde ise bilimi bir şekilde görebilirdiniz. Fakat asıl sorun ise, sadece sanatla uğraşan kişi “artist” iken aynı zamanda bu kişiye "scientist" diyemiyorduk...

Malzemesi “tabiat” olan bilim insanıyla sanatçının arasındaki benzerlikler neydi?

Keller'a göre ikisi de dünyayı kendi gözünden yorumlar, olayları ve varlıkları bizler için anlaşılır kılarlar; tek farkları birinin bunu deneyler yaparak nesnel bir biçimde ortaya koyması -çünkü bir bilim adamı her zaman gerçek, doğru olmak zorundadır-, diğerinin ise öznel, kendi yorumuyla ortaya koymasıdır. İkisi de bizlere çalışmalarını ilan eder ve onlara bakmamızı ister, çünkü çalışmaları, eserleri bir uzun ve emek dolu bir süreçten geçmiştir. 

Peki Helen Donis-Keller'ın biyoloji alanındaki çalışmaları neler?

Keller, endokrin sistem ile ilişkili olduğu bilinen ve kısaca MEN2A tümörü olarak adlandırılan – ve bu sistemde kansere sebep olan RET geninin mutasyonları üzerine bir araştırma grubu ile çalışmalarını sürdürmüş. Bu tümörün daha çok genetik mutasyonlarla bireylerde kalıcı hale gelerek kalıtsal olarak sonraki nesillere aktarılabildiği gözlenmiş. Tedavi için de şu anda etkili bir ilaç olmamakla beraber, bu MEN2A tümörüne yönelik bu tümörün oluşumunu öngören -ve tabii ki erken teşhisle mümkün olabilen- bir test geliştirilmiş. Bu test ile endokrin sistem genlerine bakılarak ileride etkisini gösterebilecek bir mutasyonun olup olmadığına bakılıyor. Var olması durumunda ise çoğunlukla tiroid bezi (ya da tümörün olduğu bez) operasyonla alınıyor. 

Bu çalışmalar sanatla nasıl birleştirilmiş?

Keller, bu konuda oldukça farklı bir yaklaşım sergilemiş. Bu araştırmaları sırasında Keller'ın genotipler, gen dizilimleri ve bunu fenotipe yani dış görünüşe olan etkileri üzerine yaptığı araştırmalar sonucunda bu konu özellikle sanatsal açıdan da dikkatini çekmiş ve bunun üzerine bir “çalışma” yapmaya karar vermiş...“Genotip: Fenotip Projesi” adını verdiği çalışmasında, Sam'in Mağazası'nın verdiği kimlik fotoğrafını baz alarak kendi DNA diziliminden çıkabilecek genotipleri ve bu genotiplerden doğabilecek fenotipleri karşılaştırmış, bu karşılaştırmalar sonucunda 6 farklı genotip dizilimden 176 farklı fenotip elde etmiş, bu fenotiplerin haritalarını çıkarmış ve bu fenotipleri kimlik fotoğrafını photoshoplayarak oluşturmaya çalışmış.

Ortaya çok ama çok farklı bir çalışma çıkmış...

Genotype: Phenotype Wall Piece, Santa Barbara Museum of Art, 2002

Keller'ın bu çalışması ilk olarak 2001'de Tufts Universitesi'nde gösterildi, daha sonra bu çalışmanın temsili bir kısmı birçok sergi yerinde gösterime verildi.  

Aynı şekilde doğadaki çoğu unsurun da farklı fenotipleri olduğu ve bu fenotipleri gözlemleyebileceğimizi söyleyen Keller, doğadan ve doğada bulunan elementlerden de ilham aldığını belirtti. Bu elementlerin büyük ve çok güçlü bir doğa gücü ile şekillendiğini ve bunu hayranlıkla gözlemlediğini söyleyen Keller, bu elementler üzerine yaptığı çalışma olan "İzlanda Elementleriyle bir Rastlantı" adını verdiği ve İzlanda'dan çektiği doğa fotoğraflarıyla konuşmasını sonlandırdı. 

  

Fotoğraflar: helendonis-keller.com

Neslihan Kandolu / Sabancı Üniversitesi