18 Aralık 2017

Hüveyda Başağa: "Kanser tedavisi kişiye özel olmalı"

Röportaj: Neslihan Kandolu / Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Programı öğrencisi

Hüveyda Başağa, kanser hücrelerinin büyümek ve yayılmak için kullandıkları glikolizi durdurmayı amaçlayan bir projeyi yürütüyor. Başağa, kanserden ölüm oranının düştüğünü ancak kanserin görülme sıklığının arttığını söylüyor.

 

Hüveyda Başağa

TED Ankara Koleji’ni bitirdikten sonra eczacılık eğitimi alan ardından Londra’da biyokimya doktorası yapan Hüveyda Başağa, 2000 yılında TED Eğitim Ödülü’ne layık görülen bir akademisyen. Sabancı Üniversitesi’nde kanserle ilgili çalışmalar yürüten Başağa, “2030 yılında 13 milyon insanın kanserden öleceği tahmin ediliyor. Bu anlamda araştırmalar çok önemli” diyor.

Kanser araştırmalarının dünyada ve Türkiye’de dünü ve bugünü hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Son 50 yılda çok şey değişti. Kanser bilinmeyen ölümcül bir hastalık olarak düşünülürken, şimdi üzerinde çalıştığımız kompleks, multi-faktöriyel bir hastalık halini aldı. Onkoloji alanında heyecan verici gelişmeler var. En büyük amaç kişiye yönelik tedavi yaklaşımı- bu daha efektif ve hedefe yönelik-. Tümör biyolojisindeki bilgi birikimimiz arttıkça bu binlerce insanın tedavisine katkı sağlıyor. Yeni ilaçlar geliştirilmekte ve onaylanmakta. Kanser hastalarının ‘kanser’den ölüm oranı günümüzde düştü, ancak ne yazık ki kanserin görülme sıklığı artmakta. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2030 yılında 21 milyon yeni kanser vakası görüleceği ve 13 milyon insanın kanserden öleceği tahmin ediliyor. Bu bağlamda kanser araştırmaları büyük önem taşıyor.

Bağışıklık Sistemi Güçlü Tutulmalı

Kanser hastaları için daha kolay bir tedaviyi nasıl sağlayabiliriz? Bu konuda toplumu oluşturan her bireye düşen görev ve sorumluluklar nelerdir?

Kanser hastaları için hedeflenen ve kişiye özel tedavi olmalı. Bunun için çeşitli tarama ve sınıflandırma yöntemleri geliştirilmeli ve hastaya en uygun tedavi seçilmeli. Toplumu oluşturan bireylere düşen görev ve sorumluluklar çevresel stres faktörlerini olabildiğince minimuma indirmek (sigara ve alkol kullanımına dikkat etmek, fast-food tüketimine, çevre kirliliğine dikkat etmek vs.), kişisel sağlığı örneğin bağışıklık sitemini güçlü tutmak (spor, düzenli uyku ve sağlıklı yaşama dikkat etmek), uygun tedavi yaklaşımını takip etmek.

Hüveyda Başağa - Neslihan Kandolu

Popüler sağlık haberlerinde sıkça duyduğumuz “Genetik ve çevresel faktörlere müdahale ile kanserin önüne geçebilmek” söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Genetik deformasyonun kanserde sadece %5-10 gibi bir payı var, geri kalan %90-95 çevre ve yaşam stili (sigara kullanımı, diyet, alkol, güneş ışınlarına maruz kalmak, çevre kirliliği, enfeksiyon hastalıkları, stres, obezite ve fiziksel in-aktivite). Bu bağlamda teknik olarak sadece genetik modifikasyonla kanserin önüne geçmek çok da efektif bir yaklaşım olmayacaktır. Kişinin kalıtsal hastalıklara yatkınlığını bilerek buna göre bir yaşam stili sürdürmesi kanserin önüne geçmede önem taşır.

 

Bahriye Karakaş - Hüveyda Başağa - Ahmet Can Timuçin

Başağa’nın Dört Önemli Araştırması

1) Kanser üzerine yaptığı çalışmalar

“Warburg etkisini durdurmayı hedefliyoruz”

Hüveyda Başağa kanser çalışmalarını şöyle anlatıyor: Kanser hücreleri, büyümek ve yayılmak için gerekli enerjiyi mitokondri yerine, basit glikoliz ile üretmeyi tercih eder. Bu tip bir etkiye biz Warburg etkisi diyoruz. Bu durum, ilk aşamada, kanser hücrelerinin oksijensiz ortamda büyüdükleri için mitokondriyel genleri kapanması ile açıklanıyor. Bizim projemiz Warburg etkisini, yani, kanser hücrelerinin yapacağı glikolizi durdurarak, onları durdurup durduramayacağımızı araştırıyor. Burada, yeni bir aday ilaç, glikoliz inhibibitörü olan 3-bromopirüvat ı kullandık ve kanser hücrelerinin, bu ilaçla AMPK adlı bir protein tetikleyerek programlı hücre ölüme gittiğini bulduk. Bu çalışmanın sonuçları Molecular Carcinogenesis Dergisi’nde yakın zamanda yayınlandı.

2) Diyabet üzerine yaptığı çalışmalar

“Diyabetin komplikasyonlarını engellemeye çalışıyoruz”

Diyabetin yarattığı komplikasyonlar günümüzde birçok insanın hayat kalitesini derinden etkiliyor. Geçmişte birçok çalışma, diyabetin vasküler komplikasyonlarını yöneten Aldoz redüktaz enzimine karşı ilaçlar geliştirdi fakat bu ilaç denemelerin çoğu başarılı olamadı. Bu noktada bizim araştırmalarımız, Aldoz Redüktaz miktarınının hücre tarafından nasıl kontrol edildiği üzerine yoğunlaştı. Aldoz redüktazın, hücre içinde bir başka faktör olan NFAT5 ile beraber çalıştığı bilinmekteydi. İşte tam bu kısımda, grubumuz NFAT5 i etkileyebilecek başka bir faktör olan SIRT1’i tanımladı. Böylece, gelecekte SIRT1’e karşı geliştirilecek ilaçlar ile hücre içi aldoz redüktaz miktarını kontrol ederek, diyabetin vasküler komplikasyonlarını engellemek mümkün olabilecek. Bu çalışmamızın sonuçları da yakın zamanda Cellular Signalling Dergisi’nde yayınladı.

3) İlaç taşıyıcı sistem

“Amacımız ilaç taşıyıcı bir sistemle kanser hücresine ulaşmak”

Halen devam etmekte olan bir diğer projemizde ise nanopartiküle bağlı bir antioksidan molekülün hücre içinde etki mekanizmasını araştırıyoruz. Bu antioksidan aslında toksik ama nanopartküle bağlanınca toksik etki kalmıyor ancak antioksidan etki aynı kalıyor. Bir tür ilaç taşıyıcı sistem gibi düşünebilirsiniz.

4) Kanser hücresini tanıyan yaklaşım

AB’nin desteklediği proje

Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklenen diğer projemiz ise teranostik yaklaşım, yani bir nanopartikül hem kanser hücresini tanıyor hem de üzerindeki taşıyıcı olduğu ilacı hücre içine veriyor. Diagnostik ve terapi aynı nanopartikül tarafından sağlanıyor.

Kanser araştırmaları dosya haber dizisinde yarın:

Tolga Sütlü: "Kanserle savaşta bağışıklık sistemi hücrelerini kullanıyoruz"