Devrim Gözüaçık'tan kanserden korunmak için küçük sırlar

Röportaj: A. Atakan Demir / Sabancı Üniversitesi Bilgisayar Bilimi ve Mühendisliği öğrencisi

Fotoğraflar: Ece Naz Kırkıl / Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri öğrencisi

Devrim Gözüaçık'la sohbetimiz kaldığı yerden devam ediyor...

“Ömür uzadıkça kanser riski artıyor”

Kanser her geçen sene daha mı çok yayılıyor?

Dediğim gibi kanser, hayat olan her yerde var. Yıllar önce dinozorlarda da vardı, günümüzde de var. Çok yayılıyor gibi olmasının en önemli nedenlerinden birisi daha hassas yöntemlerle ‘tanı’ konulması. Son yıllardaki imkanlar sayesinde tanı konulmaya başlayınca ‘Aaa ne kadar sıkmış’ deniyor. İkinci sebebi ,ortalama ömrün dünya genelinde artmış olması. Yaş ilerledikçe, özellikle 50-60 yaşlarından itibaren kanser oranı artıyor. Bunun da çeşitli nedenleri var. İlerleyen yaşlarda hem bağışıklık sisteminin zamanla zayıflaması, hem de bazı onarım ve yenileme mekanizmalarının daha kötü çalışması gibi. 

A. Atakan Demir ve Devrim Gözüaçık

Yani yaşam süresinin uzaması ve tanı bize kanser oranının hızla arttığını düşündürüyor…

Evet, özellikle gelişmekte olan ve gelişmiş toplumlarda ömür uzuyor. Eskiden, 1940’lar öncesinde insanların birçoğu enfeksiyon hastalıklarından ölürken, antibiyotiklerin keşfi sayesinde enfeksiyon hastalıklarından ölmemeye başladılar. Kalp-damar hastalıkları da artık ilaçla tedavi edilebiliyor. Böylece son yıllarda ömür giderek uzuyor. Türkiye’de de bu gözle görülür bir şekilde oluyor. Çocukluğumda 60 yaşında bir insan çok yaşlı olarak düşünülüyordu. Şimdi 70'e kadar orta yaş, ülkemizde 80-90 yaşlarına varanlar var rahatlıkla. Fakat ömür uzadıkça da kanser riski artıyor. O yüzden biraz daha görünür olabiliyor kanserle ilgili konular.

Diğer taraftan, ilk bahsettiğim noktaya değinecek olursak tanı yöntemleri daha hassas şimdi. Artık daha küçük tümörleri de yakalama şansı var. Patolojiler, biyopsiler, mamografiler, yeni CT ve MR yöntemleri tanı oranlarını artırmakta. Mesela kolonoskopiler çok daha yaygın yapılıyor ileri yaşlarda. Kanserin erken tanısı için kullanılabilecek bazı belirteçlerin sayısı artmakta, bunlar kanda tetkik edilebiliyor. Biz de Sabancı Üniversitesi'nde, öğretim üyeleri Ali Koşar, Burç Mısırlıoğlu ve diğer bazı arkadaşlarımızla, kansere erken tanı koyabilmek amacıyla nano teknolojik yöntemler geliştirecek ve EFSUN adını verdiğimiz yeni bir mükemmeliyet merkezi kurduk. Bütün bu yeni ve ileri tetkikler sayesinde biraz daha da erken yakalamaya başlıyoruz birçok kanseri. Bilimsel çalışmalar sayesinde tanı alanındaki başarılar daha da artacaktır. Böyle olunca da sanki kanser çok yaygınlaşmış gibi görünüyor. Ama aslında sadece aynı sayıda bulunan kansere, daha fazla tanı koyuyoruz, daha fazla yakalıyoruz, yoksa kanser birden bire çoğalmıyor. Erken tanı, kanserin yayılmadan yakalanması ve tedavi başarısı için çok ama çok önemli tabi ki.

 

“Bazı baharatlar kanser riskini azaltıyor”

Kansere yakalanma olasılığını en aza indirmek için neler yapılabilir?

Sağlıklı beslenmek başta gelen şeylerden biri. Spor da aynı şekilde… Kişi bir fiziksel olarak aktifse, spor yapıyorsa, kilosuna dikkat ederse kanserden daha iyi korunabilir. Başka ipuçları da var, onları da söyleyebilirim. Onlar biraz daha mesleki sırlar (Gülüyor).

Değinebilir miyiz mesleki sırlarınıza da hocam?

Mesela bazı baharatlar, besin maddeleri var… Bunları tükettiğiniz zaman kanser riski gerçekten bir miktar düşüyor. Mesela 30-35 yaşlarından sonra alınan düşük doz aspirinin kolon (kalın bağırsak) kanserini önlediği biliniyor. Kurkumin diye bir madde var, nerede bulunur bu kurkumin? Zerdeçalda! Bununla ilgili birçok yayında da aktarılmış olduğu gibi kanserli hücreleri intihara sürüklediği düşünülüyor. Yemeklere bir parça zerdeçal serpiştirdiğiniz zaman kanser riskinizi düşürüyor! Kanserle savaşta antioksidan içeren sebzeler meyveler tüketilebilir. 

Ben sebze tüketmiyorum hocam üç yaşımdan beri.

Ama meyve yiyorsundur?

Evet meyve yiyorum.

Dengelemek lazım bir şekilde. İhtiyacın olan vitaminleri (özellikle A ve D vitaminleri), mineralleri dengeledikten sonra sorun yok. Dengelemenin ötesinde bazı aktif maddeleri tüketmekte de yarar var. Mesela yeşil çay! Yeşil çayla ilgili de çok çalışma var. Biz normal çay içiyoruz, antioksidanlar onda da var. Ama yeşil çay içinde, özellikle fermente yeşil çay veya beyaz çay denilen bazı çaylar içinde çok etkili polifenoller, antikanser maddeler olduğu düşünülüyor. Amerikan Kanser Kurumu’nun anti kanser olarak duyurduğu 20 besin arasında bir tane Türk yemeği var. Hangisi olduğunu tahmin edemezsin bile.

Hangisi hocam?

Mercimekli köfte!

Gerçekten mi?

Evet, neden? Çünkü hem proteinden zengin, hem içinde baharatlar var, hem de yeşillik, soğan, maydanoz içeriyor. Bir de limon sıkıyorsun üzerine! Bu nedenle Türkiye’den anti kanser yiyecek olarak mercimekli köfte seçilmiş. Benim de en sevdiğim yemeklerden bir tanesidir. Geleneksel tarzda kebaplardan bahsetmiyorum ama sebze, meyve, baharatlar, balık açısından Türk mutfağının geleneksel tatları anti kanserdir genellikle. Ama vurgulayım ki yüzde yüz garantisi yok hiçbir şeyin kanser konusunda, şans faktörü de hakim.

Gözüaçık Lab'da araştırmalar devam ediyor...

“Erkeklerde akciğer, kadınlarda meme kanseri birinci sırada”

Erken tanı için neler önerirsiniz?

Ailesel olarak akrabalarda çok yaygın görülen kanser tipleri varsa, bu bir yatkınlığa işaret ediyor olabilir, orada yakın takip gerekir. Ama ailede bir sağlık problemi ve herhangi bir bireysel şikayet yoksa çok da kafaya takmamak lazım öyle söyleyeyim. Ama ilerleyen yaşlarda, mesela sigara tiryakisiyse öncelikle sigarayı bırakması ve sürekli kontrole gitmesi lazım insanın. Siroz veya kronik hepatit (sarılık) hastası olanların düzenli olarak kontrole gitmesi lazım özellikle karaciğer kanseri açısından. Erkeklerde en çok akciğer kanseri, ondan sonra kolon kanseri, prostat kanseri diye gidiyor görülme sıklığı. Kadınlarda birinci sırada meme kanseri var. 8 kadından 1 tanesi ömrü boyunca kanser geliştiriyor. Muayene ve mamografiler belli bir yaştan sonra düzenli yapılmalı.

Hangi belirtileri dikkate almak gerekiyor? 

Kansızlık, anormal bir kitle, ağrı, kanama, gece ateşleri-terlemeleri, kısa zamanda kilo kaybı, güçsüzlük, halsizlik gibi uzun süren belirtiler bir kanserden dolayı ortaya çıkıyor da olabilir. Vücutta daha önce olmayan bir yerde kitle tespiti özellikle çok önemlidir. Eğer bu tip sorunlar yoksa, düzenli check-up yaptırmak lazım ama sürekli çok ufak ihtimalleri düşünerek kafaya çok takmamak lazım. Tıp fakültesine ilk girdiği zaman insan birden böyle hastalık hastası oluyor. Sürekli bir yerlerini muayene etmeye ve bir de hastanede erişim olduğu için gidip sürekli testler yapmaya başlıyor. Ama sağlıklıysanız çok da kafaya takmamak gerekiyor tekrar vurgulayayım. Şunu unutmamak gerekir ki ne olursa olsun bağışıklık sistemini en çok etkileyen şeylerden bir tanesi insanın psikolojik durumu, morali yüksek tutmak önemli. Sağlıklı besleniyorsa, spor yapıyorsa, ailede böyle bir yatkınlık yoksa, bir şikayeti de yoksa kanseri düşünmemeli insan. Ama belli bir yaştan sonra tabi ki check-up kontrolüne gitmek lazım, kadınlar için mamografi, pap smear, erkekler için prostat muayenesi önemli… 

“Dünyadaki tekniklerin çoğu Türkiye’de de kullanılıyor”

Kanser konusunda ülkemizde yapılan yatırımlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de inanılmaz bir potansiyel var! Çok iyi eğitimli doktorlar, çok iyi hastaneler var. Dünyada kullanılan tekniklerin birçoğu Türkiye’de de çok kısa zamanda kullanılmaya başlanıyor. Hatta SGK da karşılıyor birçoğunu. Son dönemde araştırmalarla ilgili çok büyük yatırımlar da yapıldı ve bu atılımlar devam ediyor. Mesela 1-2 yıldır devam eden ve son dönemde hızlanan bir durum var… Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) kuruldu, şimdi onun altında Kanser Araştırmaları Enstitüsü dahil bazı enstitüler kuruluyor. Devlet tarafından bu enstitülere çok büyük destekler verilecek. İlaç şirketleri için de çok büyük teşvikler, destekler ve AR-GE merkezleri açma konusunda çok büyük kolaylıklar söz konusu. Tabii ki 80 milyona yakın nüfusa sahip olan bir ülkede birçok kanser enstitüsü bulunması gerekiyor, çok daha fazla araştırma ve buluş yapılması gerekiyor. Bina ve alet sağlamak da yetmez: Batı düzeyine ulaşmak için, kaliteli bilim insanı ve tıbbi araştırmacı sayısının artırılması ve bunların çalışma koşul ve imkanlarının en üst düzeye taşınması lazım.

Yatırımların ve sözünü ettiğiniz çalışmaların zamanı hakkındaki düşünceleriniz neler?

Biraz geç kalındı ama potansiyelimizin yüksek olmasından dolayı inanılmaz bir ilerleme mevcut. Çok değerli hocalarımız var temel çalışmalar yapan fakat projelerde bazı aksaklıklar söz konusu olabiliyor. Bir eksiklik hayvan deneyleri yapılamamasıydı. Bizim üniversitede çok uğraştık ama hayvan laboratuvarı kurduramadık. Fakat İstanbul’daki başka üniversitelerin imkanlarından faydalanmak bir yere kadar mümkün olabiliyor. Hayvan deneyleri tıbbi araştırmalar için çok önemli. Karaciğer kanserli, akciğer kanserli, hatta Alzheimer’lı, Parkinsonlu aklına gelebilecek her türlü hastalığın hayvan modeli var ve bunların birçoğu genetiği değiştirilmiş fareler. İnsandaki hastalığı hayvanda taklit ediyorsun ki ilaç tedavisini hayvanlarda geliştirebilesin. İnsanlara deneysel olarak ilaç vermek etik olarak mümkün değil. Hayvanlarda ümit veren ilaçları klinik aşamalarda test ediyorsun. O yüzden hayvanlar vazgeçilmez derecede önemli.

Artık Türkiye’den temin edilebiliyor mu bu hayvanlar?

Yurtdışından Türkiye’ye getirip üretiyorlar. Türkiye’de genetiği değiştirilmiş ‘hastalık modeli’ hayvan yapmak için birkaç girişim oldu ama göze batan bir örnek yok. Zahmetli bir yol da olsa, ABD’den hayvan modellerini buraya getirtip çalışmak mümkün. Hayvanseverlerin bize kızmaması için altını çizmeliyim ki bunların hepsi etik kurallar, etik onaylar ve belli çalışma kuralları dahilinde, hayvanlara eziyet etmeden, insanlık adına yapılan çalışmalar.

“Hedef çok iyi laboratuvarlar düzeyine gelmek”

Laboratuvar imkanlarınız nasıl?

Bizim laboratuvar imkanlarımız Avrupa’daki, ABD’deki, Japonya’daki herhangi bir laboratuvarın imkanlarından az değil. Bazı çok özel, pahalı yöntemler, teknikler, cihazlar var ama onları da zaten her gün kullanmıyoruz, işbirlikleri ile idare ediyoruz. Mesela, Almanya’da bir arkadaşım var, ihtiyacımıza göre bazı asistanımlarımı oraya gönderiyorum, 1-2 ay o pahalı cihazları ve altyapıyı kullanıyor, sonuçları alıp geliyor. Fakat altını çizeyim: Projelerimizin en önemli ve ağır kısımlarını burada çalışıyoruz. Mesela, bir asistanımı Hollanda’ya gönderdim orada 1-2 ay kaldı ve oradaki bir imkanı kullandı. Elde ettiği sonuçlarla geri döndü ve asıl çalışmayı Sabancı Üniversitesi'nde yaptık. Başka bazı teknikler, yöntemler var, para vererek hizmet alımı olarak satın alabiliyorsunuz. Dünyada da artık herkes herşeyi kendi yapmıyor. Mesela tüm genom analizleri gibi rutin ve ağır analizler gerektiren işleri şirketlere yaptırıp, önemli sonuçları en yoğun şekilde kendi laboratuvarlarında inceliyorlar. Böylece iş gücü, vakit ve enerjiden kazanılıyor. Bizim üniversitede en çok önem verilen, öncelikli hedef alanlardan birisi biyoteknoloji ve sağlık araştırmaları olmalı, bu potansiyel mevcut. Etki, yankı ve topluma yönelik çıktıları en güçlü ve önemli olan alanlar bunlar. Maddi ve manevi getirileri çok yüksek olabilir. Gözüaçık Laboratuvarı olarak bu alanlarda güçlüyüz, yayınlarımızla dünyadaki iyi laboratuvarlar düzeyindeyiz. Uluslararası konferanslara, derneklere davet ediliyoruz, önemli dergilere editörlük yapıyoruz. Batı'daki en meşhur üniversitelerdeki, enstitülerdeki en üst düzey laboratuvarlar ile hem işbirliği yapıyor, hem de yarışıyoruz.

Laboratuvarda hangi imkanların olmasını önemsiyorsunuz?

Laboratuvarımız çok iyi durumda. Fakat daha çok başarılı öğrenci ve doktora sonrası araştırmacılar çekebilmemiz lazım. Çalışan ve başarılı hocalara-araştırmacılara daha iyi imkanlar sağlanması gerekiyor. Yurtdışına hem öğrenci hem de hoca düzeyinde beyin göçü büyük sorun. Daha cazip çalışma koşulları gerek. Üniversitede hayvan laboratuvarı gibi imkanlar da sağlamak gerekir. Programda ve fakültede eksik cihazların sağlanması, bozulan cihazların tamiri veya yerine yenilerinin alınması, teknisyen sayısının artırılması gibi üzerine gidilmesi ve iyileştirilmesi gereken bazı konular da mevcut. Bozulan cihazların tamiri büyük problem. Hem bütçe hem de hzılı tamir konusunda sorunlar var. Cihazların yedekli olması bir çözüm olabilir.Biraz önce bahsettiğim EFSUN mükemmeliyet merkezi YÖK'ten onay aldı, kuruluşu Resmi Gazete'de yayınlandı, şu an aktif. Kanser ve diğer hastalıkların erken tanısı ile ilgili yeni bilgi ve yeni teknolojiler üretme hedefimiz var. Çok interdisipliner bir grup. Büyümesi, gelişmesi ve başarılı olması için her açıdan destek olunması lazım. EFSUN üniversitenin en önemli ve örnek projelerinden birisi olma potansiyeline sahip.

Şu an kaç öğrenciniz var doktora ve lisansüstü?

Şimdi benimle çalışan yedi tane doktora öğrencisi, üç tane master öğrencisi, iki tane de doktora sonrası araştırmacı var. Şimdiye kadar on doktora sonrası araştırmacı yetiştirdik, üç doktora mezunumuz oldu, sekiz de master öğrencisi mezun ettik. Çok sayıda lise öğrencisi geldi, stajyer öğrenciler geldi. Hem yurtiçinden, hem yurtdışından yaz stajlarına geldiler. Zaten laboratuvarlarımız ve çalışmalarımız lisans öğrencilerine fiziki ve maddi imkanlar dahilinde açık. Toplamda hepsine bakarsan son 10 sene içinde, lisans öğrencilerimizin yanı sıra, en az 100-150 öğrencinin hayatına değmişizdir. Mezunların hepsi çok başarılı oldu. Gözüaçık Laboratuvarı mezunlarından çeşitli üniversitelerde hoca, araştırmacı olanlar var, ilaç firmalarında önemli görevlerde çalışanlar var.

Devrim Gözüaçık'a bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz...

Kanser araştırmaları dosya haber dizisinde yarın:

Ali Koşar ve Devrim Gözüaçık'la "Kansere karşı Türk patentli cihaz SUTAB"

Diğer röportajları buradan okuyabilirsiniz: