16 Aralık 2017

Dicle Koğacıoğlu Makale Ödülü 7. kez sahiplerini buldu

Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi ile Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi tarafından yedi yıldır verilen “Dicle Koğacıoğlu Makale Ödülü”, 24 Aralık 2016, Cumartesi günü Minerva Palas’ta öğrenci konferansının ardından gerçekleşen törenle sahiplerini buldu.

Bu yıl, "Seçimlerde Cinsiyet Ayrımı: Aday Gösterme Süreçleri ve Temsiliyet" başlıklı makaleleriyle Sabancı Üniversitesi’nden Gülnur Kocapınar ve Duke Üniversitesi’nden Kerem Yıldırım birinciliğe; "Doğal Güzellik': Kürt Kadınlarının Görünürlük Siyasetleri ve Güçlenme Dinamikleri" başlıklı makalesi ile University of California, San Diego’dan Esin Düzel ikinciliğe ve "Bir Güvenlikli Site Hikâyesi: Gündelik Hayatın Dönüşümüne Otoetnografik Yaklaşım" başlıklı makalesiyle Hacettepe Üniversitesi’nden Leyla Bektaş üçüncülüğe layık görüldü.

Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi Direktörü Ayşe Gül Altınay “Dicle’nin anısını ilham verici araştırmalarla yaşatıyoruz” dedi. Açılış konuşmasını Dicle Koğacoğlu’nun yakın arkadaşlarından Ayşecan Terzioğlu gerçekleştirdi. Ayşecan Terzioğlu, Dicle Koğacıoğlu’nun kendi için önce arkadaş, sonra dost ve en sonunda meslektaşa dönüşme hikayesini anlattı. Ayşecan Terzioğlu “Boğaziçi Üniversitesi anılarım siyah-beyaz ama Dicle ile ilgili anılarım onun gibi canlı ve renkli” dedi. Terzioğlu, Dicle Koğacıoğlu’nun şevkinin, heyecanının ve isteğinin bulaşıcı olduğunu farkettiğini sözlerine ekledi. “Dicle’den düşüncelerimi kalabalıkta söylemeyi, nereden çıktığını bilmediğim kuralları sorgulamayı öğrendim. Yaşamın tüm gelgitlerine rağmen ben yüzebilirdim çünkü Dicle gibi bir dostum vardı” dedi. Dicle Koğacıoğlu’nun çalışmalarında birliktelik çağrısında bulunduğuna değinen Terzioğlu “Dayanışmaya bugünlerde çok ihtiyacımız var. Ben Dicle’nin bunu önceden bildiğine inanıyorum” diyerek sözlerine son verdi.

“Kürt Kadınlarının Görünürlük Siyasetleri ve Güçlenme Dinamikleri" 

Öğrenci konferansının ilk paneli tartışmacılığını The Aga Khan Üniversitesi’nden Sevgi Adak’ın üstlendiği oturumla başladı. Oturumun ilk konuşmacısı University of California, San Diego’dan Esin Düzel "Doğal Güzellik': Kürt Kadınlarının Görünürlük Siyasetleri ve Güçlenme Dinamikleri" başlıklı bir konuşma yaptı. Esin Düzel kadınların görünürlük biçimlerinin özne olma ve güçlenme çerçevesinde ele aldığını söyledi. Batı dışındaki milliyetçi hareketlerin kadınlar üzerinde şekillendiğine vurgu yapan Düzel, bu bağlamda, birçok politik hareketten farklı olarak Kürt politik hareketinde estetik kavramının göze çarptığına dikkat çekti. Güzelliğin mücadeleci ve bilinçlenen kadının görüntüsü olarak nitelendirildiğini, aslında çok zor dengelerden oluşan bir kadın ile karşı karşıya olunduğunu sözlerine ekledi.

"Seçimlerde Cinsiyet Ayrımı”

Panelin ikinci konuşmacısı Sabancı Üniversitesi’nden Gülnur Kocapınar, "Seçimlerde Cinsiyet Ayrımı: Aday Gösterme Süreçleri ve Temsiliyet" konusunu ele aldı. Türkiye’deki aday gösterme sürecinin dışlayıcı olduğuna dikkat çeken Gülnur Kocapınar sosyo-ekonomik durumun, tecrübelerin ve daha önceden aday olmasının aday seçimini etkileyen faktörler olduğunu belirtti. Kocapınar seçim kazanmada; cinsiyet, eğitim, mesleki statü vb. konuların etkilerini incelediklerini ve en çok eğitimin etkili olduğunu belirtti. Kadınların aday gösterilmesinde partilerin negatif bir bakış açısı olduğuna dikkat çeken Kocapınar, eğitim seviyesi arttıkça aday gösterilme oranının arttığını, cinsiyetin bu noktada çok etkili olmadığını ifade etti.

“Bir Rituel Olarak Kız Kaçırma

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden Fethiye BeşirDoğu Karadeniz'de "Çekme" Anlatıları: Bir Rituel Olarak Kız Kaçırma” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Kız kaçırmada bir pasifize edilme durumunun söz konusu olduğunu dikkat çeken Fethiye Beşir, kız kaçırmanın bir ritüel, halkın gözünde kabul edilmiş seremoni olarak tanımladı. “Çekme”nin gündüz vakti sosyal alanlarda gerçekleştiğinin de altını çizdi. Sonrasında kız babasının jandarma ile birlikte erkek evine gittiğini ancak, erkek babasının güvencesiyle cinsel ilişkinin gerçekleşmesiyle kızın geri alınamadığını söyledi. Bunun sonucunda kız babalarının artık jandarmaya başvurmadıklarını, böylelikle bir konsensus oluştuğunu dile getirdi. “Çekme”de kaçırılan kadınların 12-17 yaş aralığında olamasının çocuk gelin kavramını gündeme getirdiğini, zorla cinsel ilişkinin tecavüz kavramını gündeme getirdiğini de sözlerine ekledi.

Bir Güvenlikli Site Hikâyesi”

İkinci panelin tartışmacılığını Boğaziçi Üniversitesi’nden Umut Türem üstlendi. Bu panelin ilk konuşmacısı Hacettepe Üniversitesi’nden Leyla Bektaş "Bir Güvenlikli Site Hikâyesi: Gündelik Hayatın Dönüşümüne Otoetnografik Yaklaşım" başlıklı bir sunuş yaptı. Güvenlikli sitelerde yaşamanın kadının hayatını nasıl etkilediğini, otoetnografinin bunun neresinde olduğunu kendi deneyimleri ile aktardı. Bektaş, otomobillerin hegemonyası altındaki yollarda yayanın fazlalık olarak görüldüğünü ve toplumsal cinsiyet çerçevesinden okunduğunda hareket etme halinin kısıtlandığını ifade etti. Güvenlikli sitedeki yalnızlaştırıcılığın çok güçlü olduğunu söyleyen Bektaş, sitenin içinde bulunduğu bölgenin tamamen güvenlikli sitelerden oluşması nedeniyle sadece yaşanan site içinde sosyalleşilmeye çalışıldığının altını çizdi. Sınıfsallık yalıtılmışlığını kırmanın yolunun olmadığını gözlemlediğini dile getirdi.

"İdeal Mekânın Kurulması Yolunda Mevcut Duvarların Yıkımı

Sabancı Üniversitesi’nden Hatice Haskul "İdeal Mekânın Kurulması Yolunda Mevcut Duvarların Yıkımı: Refet’in Ev Hayali, Handan’ın Tabut Gerçeği" başlıklı konuyu ele aldı. Haskul, ana kahramanları kadınlar olan, Fatma Aliye’nin Refet adlı eseri ve Halide Edib’in Handan adlı eseri üzerinden irdeleme yaptı. Kadın yazarların daha çok dış mekana odaklandıklarını gördüğünü söyleyen Haskul, her iki romanda da mekan anlatımlarının zayıf olması ve bir mekana ait olamama hissinin ortaya çıktığını belirtti. Kadın kahramanların dışarı ile etkileşime geçtiklerinde dönüşüm geçirdiklerinin altını çizdi. Haskul, kadının daha az sınırlandığı mekanların arayışı, bu mekanların dayattığı toplumsal cinsiyet rollerini kabullenmektense ölme arzularının karşımıza çıktığını söyledi. Bu arayışın toplumsal hayatın değişiminin de bir göstergesi olduğunu sözlerine ekledi.

“Aslı Erdoğan Edebiyatı”

İstanbul Üniversitesi’nden Göksenin AbdalAslı Erdoğan’a Ait Kırmızı Pelerinli Kent Kitabının İngilizce Çevirisinin Çeviri Kuramında Toplumsal Cinsiyet ve Yeniden Yazma Kavramları Ekseninde Bir Değerlendirmesi: Coğrafyayı Anlamak, Kültürü Yorumlamak, Mesafeleri Aşmak” başlıklı birer konuşma yaptı. Göksenin Abdal, Aslı Erdoğan’ın erkeklerin kanonlaştırdığı edebiyatın dışında bir edebiyat kurduğunu söyledi. Göksenin Abdal, kahramanlarının hem kendi toplumlarına karşı hem de çeşitli nedenlerle bulundukları yabancı ülkelere karşı bir aidiyet duygusu geliştiremediklerini sözlerine ekledi. Romanlardaki tek gerçekliğin, kadın olma halinin toplumsal düzlemde yarattığı gelgitlerin içi dünyaya sığınarak yahut bulunulan yerden tamamen uzaklaşarak dengelenmeye çalışılması olduğunu söyledi. Göksenin Abdal konuşmasında çevirinin kültürlererası aktarımdaki rolüne de değindi. Kırmızı Pelerinli Kent kitabının çeşitli ülkelerdeki kapak tasarımları üzerinden kültürlerarası aktarıma örnekler verdi.