21 Ağustos 2017

Okulların Kurumsal Habitusları ve Öğrencilerin Eğitim Başarısı

İstanbul Politikalar Merkezi-Sabancı Üniversitesi-Stiftung Mercator girişimi ile 27 Şubat 2017, Pazartesi günü “Okulların Kurumsal Habitusları İşçi Sınıfından Azınlık ve Göçmen Kökenli Öğrencilerin Eğitim Başarısını Nasıl Etkiliyor: Almanya ve Türkiye Arasında Karşılaştırmalı Bir Durum Çalışması” başlıklı raporun tanıtımı yapıldı.


Karaköy Minerva Han’da yapılan toplantıda 2015/16 Mercator-İPM Araştırmacısı ve Koç Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Çetin Çelik tarafından hazırlanan raporun tanıtımı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Kenan Çayır’ın moderatörlüğünde gerçekleşti.  

“Yaşayan diller’ projesi merhamet temelli kaldı”

Rapor tanıtımı, Kenan Çayır’ın konuşmasıyla başladı. Kenan Çayır, kapsayıcı eğitimin (inclusive education) önemine değinirken, Türkiye’de bu konudaki sorunların ana sebeplerinin “milli eğitimin merkeziyetçi yapısı,” “eğitimin tek kültürlü olması” ve “öğretmenlerin arka planı” olduğunu söyledi. 2012’de, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından başlatılan ‘yaşayan diller’ projesiyle başka dillerin de müfredata eklenmesinin olumlu bir gelişme olduğunu söyleyen Çayır, projenin yine de sembolik olarak kaldığını belirtti. Engelliler ile ilgili çalışmaların daha çok “merhamet” temelli olduğunu söyledi. Çayır Türkiye’de engelliler konusunda en büyük engelin de aileler olduğunu sözlerine ekledi.

Çetin Çelik, okullardaki kurumsal habituslarının öğrencilerin eğitim başarısına etkilerini araştırdığı karşılaştırmalı çalışmasında Almanya, Bremen’de ve Türkiye, İstanbul’daki göçmen ve etnik azınlık gruplar bulunan iki okula odaklandı. 

“Sudan çıkmış balık sendromu”na çözümler 

Çetin Çelik, araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de düşük eğitim performansı gösteren öğrencilerin yüzde 70’inin alt proleter sınıftan gelen öğrenciler olduğuna dikkat çekti. Orta sınıf ailelerin tasarlanmış bir programla çocuklarını yetiştirdiklerinin ve çocukların kendileri için tasarlanan programlar arasında gidip gelirken farklı aktörlerle etkileşime geçmelerinin önemini vurguladı. Orta sınıftan gelen çocukların kendine güvenen ve eleştirel tutumu içselleştirdiğini dile getirdi. Alt sınıfın benzer bir tasarlanmış yetiştirme programı sunamadığını belirten Çelik, bu sınıftan gelen çocukların okulda kendilerine güvenen ve eleştirel bir tutum sergileyemediklerine işaret etti.

Okulun orta sınıf bir kurum olduğunun altını çizen Çelik, orta sınıftan gelen çocukların burada uyum sağladıklarını, alt sınıftan gelen çocukların ise şok yaşayarak geri çekilme sürecine girdiklerine dikkat çekti. Göçmen çocukların ise iki defa bu şoka maruz kaldıklarını sözlerine ekledi. Okulların, çocukların etnik ve dini kökenlerini, dillerini reddederek sembolik bir şiddet uyguladığını söyledi.

Çelik, Türkiyeli göçmen çocuklarının yoğun olarak yaşadığı bir bölgede proje okulu ‘Neue Oberschule Gröpelingen’in açılmasıyla bölgede yaşayan öğrencilerin akademik okullara gitme oranının sadece %15’ten %45’e çıktığını belirtti. Göçmen ve işçi sınıfı ailelere mensup çocukların sistem içine dahil edilmesi konusundaki teşviklerden biri de okulda çok dilli eğitim imkanının bulunması. Okul, Almancanın yanı sıra Türkçe ve İngilizceyi diğer anadilleri olarak belirlemiş durumda ve “okuldaki dökümanlar bu üç dilde yazılmakta. Çelik’in araştırmasına göre öğretmenlerin önemli bir kesiminin göçmen ailelere mensup bireyler olması, öğrencileri teşvik eden bir diğer nokta. Neue Oberschule Gröpelingen’in, Almanya’da göçmen ve işçi sınıfı ailelerin çocuklarının yaşadığı ayrımcılığı azaltması sebebiyle önemli bir örnek olduğunu söyleyen Çelik, öğrencilerin Türkçe konuşan öğretmenlerden eğitim almaktan ötürü mutlu olduklarını vurguladı. Veli toplantılarının Türkçe yapılabilmesi, Gröpelingen’deki Türkiye kökenli öğrenciler açısından bir diğer önemli nokta. Çetin Çelik, Gröpelingen’deki öğrencilerin karar alma mekanizmalarına dahil olabildiğini, öğretmenler tarafından kendileri için hazırlanan raporlara itiraz edebildiklerini söyledi. Çelik, işçi sınıfı ve göçmen arka plandan gelen bu çocukların yaşadıkları “sudan çıkmış balığa” dönme sendromunun Neue Oberschule Gröpelingen’de kaybolmaya başladığını belirterek habitusların çocuklar üzerindeki etkilerini önemle vurguladı.  

“Müfredat tek dilli ve mono kültürel”


Diğer yandan Çelik, İstanbul’daki ortaokulun “müfredatının tek dilli ve mono kültürel” olduğunu ve derslerin önemli bir kısmının boş geçtiğini söyledi. %95 oranında Kürt öğrencilerden oluşan bu ortaokulda, öğrencilerin etnik ve kültürel kökenlerine herhangi bir gönderme yapılmadığını belirten Çelik, İstanbul’daki ortaokulda çalışan öğretmenlerin üçte birinin sözleşmeli ve deneyimsiz olmasının eğitimde kaliteyi düşüren bir diğer nokta olduğunu ifade etti. Türkiye’de yaşanan bu durumun “kapsayıcı değil dışlayıcı eğitim” olduğunu belirten Çelik, öğrencilerin ekonomik ve kültürel arka planlarının göz ardı edilmesi sebebi ile İstanbul’daki çocukların daha çok içine kapanık, sessiz ve hakkını aramaktan uzak olduğunu söyledi.   

Çetin Çelik birkaç politika önerisi sunarak konuşmasını sonlandırdı:

  • Bakanlık gelecek yıl Suriyeli öğrencilerin devlet okullarına kabul edileceğini açıkladı. Burada öğrencilerin ailelerinden getirdikleri dili kapsayıcı bir eğitim olmalı. Suriye kökenli öğretmenlerin de devlet okullarına kabul edilmesi gerekiyor.
  • Başarı ve başarısızlık etnik kökene bağlanmamalı.
  • Notlar çocukların kişiliklerine yansıyor. Erken dönemde okullarda not verme ertelenebilir.
  • Çok kültürlü yapıyı pozitif olarak görecek mentaliteyi geliştirmek gerekiyor.