Bu yazımda öncelikle o dönemi Türkiye’de geçiren çok önemli bir insandan bahsetmek istiyorum: Ernst Reuter - İkinci bölüm

Bahri Yılmaz

Ernst Reuter’in gerçekten çok hareketli bir yaşamı olmuştur. Reuter 29 Temmuz 1889’da Kuzey Almanya’daki Apenrade (bugün Danimarka)’de doğmuştur. Çocukluk yıllarını Leer kentinde geçirmiştir. 1912’de Münster ve Marburg üniversitelerinde yüksek öğretimini tamamlayarak öğretmen olmuştur. Ünlü tarihçi Fritz Stren’e göre ailesi son derece muhafazakar idi. Politik görüşlerinden ötürü ailesi ile ters düşmüştü. Reuter, “Bunun için elimden bir şey gelmez. Ben bir sosyalistim ve bu benim dünya görüşümdür.” demiştir. 1912’de Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’ne girmiştir. 1. Dünya Savaşı sırasında yaralanıp Ruslara esir düşmüş, bu arada Rusça öğrenmiş ve Bolşeviklere katılmıştır. Lenin, kendisini “Mükemmel, fakat biraz fazla bağımsız” olarak tanımlamıştır ve daha sonra “Volga Alman Otonom Cumhuriyeti”nin kuruluşu için Saratov’a göndermiştir. Reuter, Almanya’ya geri dönmüş ve 1920 yılında Hanna ile evlenmiştir. Alman Komunist Partisine (DKP) üye olmuştur ve 1922 yılında da Alman Sosyal Demokrat Partisine tekrar geri geçmiştir. 1931-1933 yılları arasında Magdeburg belediye başkanlığı yapmış ve 1933’te Alman Parlamentosuna (Reichstag) seçilmiştir. Fakat Naziler tarafından milletvekilliğinden alınmış, işkenceye maruz kalmış ve Torgau yakınlarındaki Lichtenburg toplama kampına gönderilmiştir.



Serbest kaldıktan sonra,1935-1946 yılları arasında ailesi ile birlikte Türkiye’ye gelmiştir. Bu dönem içersinde Ankara SBF’de “Şehir Planlaması” kürsüsünün kuruluşuna katkıda bulunmuş ve aynı zamanda hükümete danışmanlık görevi yapmıştır. Eski Ankaralılar kendisinin Bask beresi ve bisikleti ile üniversiteye gidişini hatırlarlar. Oğlu Edzard Reuter’in gazeteci Nina Grunenberg’e ile yaptığı söyleşide (Die Chiefs 1990); anne ve babasının politikanın dışında kalmayı içlerine sindiremediklerini ve Almanya’dan gelen haberler üzerine konuşmalarının yoğunlaştığını belirtir. En önemli sorunun bu dönemin ne zaman sona ereceği olduğunu söyler.

Tüm bu Alman mülteciler Türkiye’de yaşamlarını sürdürürlerken, çok önemli bir isim Nazi Almanya’sının Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunuyordu: Franz von Papen (1879-1969). Hitler’den önce Alman Başbakanı olan ve Hitler’in iktidara gelmesinde önemli rol oynayan bir politikacıdır. 1939-1944 yıları arasında Ankara’da görev yaptı. İlginçtir, von Papen 1. Dünya Savaşı sırasında Filistin cephesinde Osmanlıların 4. Ordusunda kurmay başkanı olarak görevde bulunmuştur. Nisan 1945’te Uluslararası Nürnberg Mahkemelerinde suçsuz bulunmasına rağmen, bir Alman mahkemesi kendisini Nazilerle işbirliği yaptığı için 8 yıl hapse mahkum etmiş, 1949 yılında hapisten çıkmış ve 1969 yılında 89 yaşında iken vefat etmiştir.

Edzard Reuter ile bir sohbetimizde kendisine von Papen ile Alman mülteciler arasındaki ilişkiyi sormuştum. Türkiye açısından Alman mülteciler kendileri “Heimatlos-Vatansız-“ kabul ediliyordu, fakat aynı zamanda Alman vatandaşlıkları da devam ediyordu. Pasaportlarını uzatmak için Alman sefaretinin vizesine ihtiyaçları vardı. Edzard Reuter von Papen ile ilişkilerinin mesafeli olduğunu ve kendilerine karşı herhangi bir olumsuz davranışta bulunmadığını söylemişti.

Ernst Reuter, 1946 yılında ailesi ile birlikte Almanya’ya döndü. Aynı zamanlarda Hitler rejiminden yurt dışına kaçan ve toplama kamplarında esir bulunan ünlü Sosyal Demokratlar da geriye dönmeye başladılar. Bunlar arasında Kurt Schumacher, Willy Brandt, Herbert Wehner gibi ünlü sosyalistler yer almaktadır. Ernst Reuter soğuk harbin en yoğun olduğu dönemde, 1947 yılında Berlin Belediye Başkanı seçildi. Sovyetlerin uyguladığı 1948-49 yıllarındaki Berlin kuşatmasını Amerikan askeri başkanı Lucius D.Clay ile birlikte “hava köprüsü” kurarak Batı Berlin halkının ayakta kalmasını sağlamıştır.

Reuter’in çok güçlü bir hitabet gücünün olduğu bilinir. Kendisini 9 Eylül 1948’de yanmış Reichstag önünde 300 bin Berlinli önünde yaptığı konuşma hâlâ hatırlardadır. Bundan iki ay sonra sadece Batı Berlin’de yapılan seçimi %65’lik bir oy oranı ile kazandı. Time dergisi kendisini kapak yaparak dünyaya “Herr Berlin” olarak tanıttı. Ünlü Der Spiegel dergisinde “Bir Türk, Berlin Belediye Başkanı oluyor” başlığı altında bulunan resimdeki ifadesini hatırlıyorum. Reuter, 18 Ocak 1951’de tekrar seçildi. Ünlü Free University of Berlin’in kuruluşuna katkıda bulundu. Kurduğu “Mayor Reuter Foundadition”la ise Batı Berlin’e gelen mültecilere yardımı amaçlıyordu.

Ernst Reuter, 17 Haziran 1953 yılında bir kalp krizi sonucu beklenmedik bir şekilde 64 yaşında vefat etti. Cenaze törenine 1 milyondan fazla insan katıldı. Mezarı Waldfriedhof Berlin Dahlem’dedir. Bugün Berlin’i ziyaret edenlerin onun ismi ile her yerde karşılaşmaları kaçınılmazdır. Ernst Reuter, Berlin’in unutulmaz Belediye Başkanıdır. Türkiye’nin Reuter ailesine en zor günlerinde ev sahipliği yapması da bizim için bir gurur vesilesidir. Diğer ünlü Berlin Belediye Başkanı ve Alman Şansölyesi Willy Brandt bir sohbetinde, Türkiye ile ilgili bilgileri Ernst Reuter’den öğrendiğini söylemişti. Helmut Schmidt ise politik hayatında onu örnek aldığını ifade etmiştir. Ankara’daki Alman sefaretine bağlı Alman okuluna “Ernst Reuter” isminin verilmesi, onun anısını yaşatmak için verilmiş önemli bir karardır. Gerçekten Ernst Reuter nesli tükenen son önemli devlet adamlarından birisi olmanın yanı sıra inançlı ve bilinçli bir sosyal demokrat idi. Kendisini kısaca hatırlatmak ve genç kuşaklara tanıtmak istedim. Bir sonraki yazımda oğlu Edzard Reuter’i okuyuculara tanıtmaya çalışacağım.

Türkçe

Mesaj Ekle

Plain text

  • No HTML tags allowed.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Doğrulama
This question is for testing whether or not you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.