SU Gender, Sakıp Sabancı Türkiye Çalışmaları Merkezi’nde Anlatıldı

“Akademi ve Aktivizm Arasında Bir Köprü Olarak Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları”

Columbia Üniversitesi Sakıp Sabancı Türkiye Çalışmaları Merkezi SU Gender Direktörü Ayşe Gül Altınay’ı ağırladı. Columbia Global Centers İstanbul, Sakıp Sabancı Türkiye Çalışmaları Merkezi, Columbia Üniversitesi Kadın, Toplumsal Cinsiyet ve Cinsellik Enstitüsü (Institute for Research on Women, Gender, and Sexuality), Sosyal Farklılık Çalışmaları Merkezi’ndeki Kadınlar Değişim Yaratıyor programı (Women Creating Change at the Center for the Study of Social Difference) tarafından ortak düzenlenen etkinlikte, Altınay “Akademi ve Aktivizm Arasında Bir Köprü Olarak Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları” başlıklı bir konuşma yaptı. Giriş konuşmasını IRWGS Direktörü Jack Halberstam’in yaptığı etkinliğin moderatörlüğünü ise Profesör Jean Howard üstlendi. Columbia Üniversitesi’nin farklı departmanlarından öğrenci ve öğretim üyelerinin katıldığı etkinlik, ilgiyle karşılandı.


Konuşmasına Hannah Arendt’in bir alıntısıyla başlayan Altınay, günümüz Türkiye’sinde ve dünyada toplumsal cinsiyet ve feminizm alanındaki çalışmalar yoluyla “karanlık zamanlar”ın nasıl aydınlatılabileceğini ele aldı. Aktivizm ve akademinin toplumsal cinsiyet çalışmalarının sunduğu imkanlar ile nasıl bir araya getirilebileceği üzerinde duran Altınay, bu özgün işbirliğinin “karanlık zamanlar”ı aydınlatabileceğini ve aynı zamanda da ortak üretim, ortak mücadele, dayanışma ve dönüşüm alanları açabileceğinin altını çizdi.

Türkiye’deki kadın hareketi tarihine genel bir bakış sunan Altınay, geç dönem Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemindeki kadınların siyasal haklarını elde etmek için verdikleri mücadeleyi göz ardı eden akademiyi ve özellikle de tarih yazımını sorgulayarak, akademinin ve aktivizmin karmaşık ilişkisini ortaya koydu. Bu karmaşık ilişkinin bir sonucu olarak da, resmi tarih yazımının uzun bir süre Osmanlı dönemindeki politik kadın aktivizmini görmezden geldiğini ve bu durumun ancak 1980’lerden sonra ikinci dalga feminizm ve feminist tarih yazımıyla değiştiğini belirtti. Altınay, akademinin, ve özellikle de feminist akademisyenlerin, bu eleştirel tutumunun  kadın aktivizminin bilinmeyen tarihini gün yüzüne çıkardığını vurguladı ve bunun en çarpıcı örneklerinden birini, Kadınlar Dünyası dergisi etrafında örgütlenen bir mücadele ile 1914’te kurulan İnas Darilfünunu’nu (Kadın Üniversitesi) ele aldı.

Altınay konuşmasına daha yakın dönemden akademi ve aktivizmin artan kesişimsellik alanlarınının bir sonucu olarak ortaya çıkan “Benim Çocuğum” belgeseli ve “Cins Adımlar: Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Yürüyüşleri” örnekleri ile devam etti. Boğaziçi Üniversitesi Film Programı Bölümü’nde görev yapan akademisyen ve yönetmen Can Candan tarafından çekilen ve LGBTI bireylerin ailelerinin hikayelerini anlatan “Benim Çocuğum” belgeseli, sadece genel toplumda bir farkındalık yaratmak ve geniş kitlelere ulaşmakla kalmayıp, bunun da ötesinde Türkiye’nin farklı illerinden aileler arasında bir dayanışma ağı kurulmasına ön ayak olmuştu. Diğer tarafta, SU Gender tarafından yürütülen ve ilk olarak 2014’te uluslararası “Hafızayı Harekete Geçiren Kadınlar” projesi bağlamında hayata geçen “Cins Adımlar: Toplumsal Cinsiyet ve Hafıza Yürüyüşleri” ise içinde yaşadığımız şehrin her gün farkına varmadan geçip gittiğimiz mekanlarının tanıklık ettiği hikayeleri toplumsal cinsiyet odaklı hafıza yürüyüşleri ile anlamayı ve alternatif bir arşiv yaratmayı sağlıyor. Altınay, ilgiyle karşılanan bu yürüyüşlerin, gönüllü hikaye anlatıcılarının katkıları ile zenginleştiğini ve Beyoğlu, Kadıköy ve Balat başta olmak üzere İstanbul’a dair yeni hafıza kapıları açmaya devam ettiğini vurguladı.

Altınay konuşmasına son verirken, aktivizmin ve akademinin işbirliğinin yanı sıra, uluslararası işbirliklerinin de “karanlık zamanlar”ı aydınlatmak ve uzun dönemli dayanışma ve dönüşüm için önemli olduğunu belirtti.  

 

Eylem Nazlı Taşdemir

Columbia Global Center Istanbul - Program Sorumlusu

 

 

İlk Yayınlanma Tarihi: 31.10.2018 14:16:17