“Young Global Pioneers organizasyonunu benim için değerli yapan barındırdığı fikir, insan ve kültür çeşitliliğiydi…”

Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Kaan Kırhan, kar amacı gütmeyen Danimarka merkezli Young Global Pioneers (YGP) organizasyonun Afrika'da gerçekleştirdiği Global Talent Network kampında Sabancı Üniversitesi’ni temsil etti.


Brezilya, Çin, Danimarka, Almanya, Hindistan, Malezya, Myanmar, Nepal, Puerto Rico, Rusya, Güney Afrika, Tanzanya, Amerika, Vietnam ve Türkiye olmak üzere toplam 15 farklı ülkeden 24 öğrencinin katıldığı Young Global Pioneers Global Talent Network kampı 28 Temmuz - 18 Ağustos 2018 tarihleri arasında Tanzanya’da gerçekleşti.

Dünya’nın farklı yerlerinden 19-25 yaş arasındaki genç yetenekleri bir araya getiren Young Global Pioneers Global Talent Network’te her yıl katılımcılar, yerel üniversite ve işletmeleri ziyaret ettikleri, yerel girişimciler ile biraraya gelip, bölgenin sanat ve müziğini deneyimleme şansı yakadıkları, tarihi yerleri gezip Sivil Toplum Kuruluşları ile birebir çalışma fırsatı buldukları 3 haftalık bir Öğrenme Yolculuğu’na çıkıyor.

Öğrencimiz Kaan Kırhan Young Global Pioneers ile gerçekleştirdiği üç haftalık Öğrenme Yolculuğu’nu ve deneyimlerini gazeteSU okuyucuları ile paylaştı:

Young Global Pioneers ile Afrika Deneyimim 
Kaan Kırhan

Bu yaz üniversitemin desteğiyle 28 Temmuz - 18 Ağustos tarihleri arasında Danimarka merkezli Young Global Pioneers organizasyonu ile Afrika’nın orta-doğu bölgesinde yer alan Tanzanya’da, hayat boyu unutamayacağım bir öğrenme yolculuğuna çıkma şansına sahip oldum. Bu yazıda 3 hafta boyunca, yoğun geçen bir programda yaşadığım deneyimlerimi ve bu serüvenin bende bıraktığı izleri sizinle paylaşmak istiyorum.

 15 farklı ülkeden toplamda 24 üniversite öğrencisi olarak Arusha’da bir araya geldik. Hepimizin farklı ülkeler ve kültürlerden gelmesi nedeniyle birbirimizden çok farklıydık. İlk günden itibaren YGP organizasyonu birbirimizi yakından tanımamız için pek çok farklı etkinlik yaptı. Her gün onların belirlediği farklı gruplar halinde takım çalışmaları yaptık. Böylece aradan 5 gün geçtikten sonra herkes birbirini çok daha iyi tanımış oldu ve birbirinden ayrılmaz 24 kişilik bir ekip oluşturdular. Bence herkesin birbirine yakın hissetmesi bu kampta yaşanılan tecrübelerin daha unutulmaz kılınmasına yol açtı. Neler yaptığımı anlatmadan önce biraz YGP kampının genel işleyişini ve sistematiğinden bahsetmek istiyorum. Organizasyon; her gün, günün konusu anlamında farklı temalar belirlemişti. Ne gibi konular işlediniz diye soracak olursanız: küreselleşme ve dünya ticareti - duygusal zeka - Afrika'nın kültürü, tarihi ve kabileleri - 4. sanayi devrimi - küresel ısınma – sürdürülebilir gelişme hedefleri konularını örnek verebilirim. Genelde sabahları ders işledikten sonra öğleden sonra günün konusuna göre farklı yerleri ziyaret edip, bir nevi sahaya inip takım çalışmaları yapıyorduk. Her akşam ise “reflection hour” adını verdikleri aktiviteyi gerçekleştiriyorduk. Günün yansımaları olarak belirtebileceğim bu çalışmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bu bölüm 3 e bölünüyordu ve ilk 20 dakika herkes bireysel olarak o gün neler öğrendiğini, hissettiğini düşünüp not alıyordu. Bu aktiviteyi yaparken aslında kendimin gündelik hayatta pek çok şey yaptıktan sonra her şeyi bir kenara bırakıp kendime “bugün ne yaptım?” sorusunu sormadığımı fark ettim. Sonraki 20 dakikada dörder kişilik gruplar halinde fikir paylaşımında bulunuyorduk. Son 20 dakikada ise herkesin düşüncesini duyma fırsatı yakalayıp herkesin kendi kurduğu “günün cümlesini” paylaşıyordu.

Genel işleyişi anlattıktan sonra bu kampı benim için çok değerli yapan 2 farklı özellikten bahsetmek istiyorum. İlki, işlediğimiz konular hakkında bilgi edinip, farklı takım çalışmaları yaptıktan sonra o konunun içine girip dokunma şansına sahip olmak beni çok etkiledi. Konunun nasıl içine girip dokunabilirsin dediğinizi duyar gibiyim. Hemen açıklıyorum. Kampın 5. gününün konusu kadın haklarıydı. O sabah Arusha’da üniversite hocası olan bayan McLeen kaldığımız merkeze gelip kadın haklarıyla ilgili dersi işlemeye başladı. Bu dersi enteresan kılan ilk şey ise hocanın yaşam öyküsüydü. Çok genç yaşta anne ve babasını kaybettikten sonra 3 tane kız kardeşini kendisi büyütmek zorunda kalmış ve hep kadın haklarını özgürce kullanabilmek için mücadele vermiş. Üniversiteye 30 yaşında gidebilmiş ve ondan sonra çok fazla çalışmış ve  öğretmen olmuş. Tahminen şu anda 50’li yaşlardaydı ve dersi işlerken kendi yaşamındaki haklarının mücadelesi ile ilgili verdiği çarpıcı örnekler dersi bambaşka bir seviyeye getiriyordu. Dersten sonra insanlarla minimum seviyede etkileşimde olan “Maasai” kabilesini ziyaret ettik ve o kabiledeki kadınlar kendi yaşam öyküleriyle kadın haklarının önemini anlattılar. Kabilede kadınların neredeyse söz hakları hiç yok ama onlar eşlerinin haberi olmadan bir araya geldiklerini anlattılar ve yakın zamanda tavuk yetiştirmeye başlayıp bundan para kazanmak gibi bir hedefleri olduğunu söylediler. Uzun uğraşlar sonunda kabilenin erkeklerine de bu fikri kabul ettirmişler ve yakın zamanda bu iş planlarını gerçekleştirmeye başlayacaklarını söylediler. Onların zor şartlarda çalışma hakları için verdikleri bu mücadele beni çok etkiledi ve bunu birinci elden şahit olmak benim adıma olaya bambaşka bir boyut kattı. Pek çok farklı insanla kadın hakları üzerine konuşabiliriz ama Afrika’da kabile yaşamı süren kadınlarla bu konu üzerine sohbet edebilmenin çok özel bir şans olduğunu düşünüyorum. Sadece YGP bize sağladığı bu olanak bile bence bu organizasyonu bambaşka bir seviyeye getiriyor. Kabiledeki kadınlarla tanışıp sohbet edebilmek bahsetmiş olduğum “konuya dokunma” kısmı oluyor. Kabiledeki kadınlar İngilizce bilmedikleri ve bütün sohbetleri tercüman aracılığıyla yaptığımızı belirtmek istiyorum. 

Bu kampı ve YGP organizasyonunu benim için çok değerli yapan ikinci özellik ise barındırdığı fikir, insan ve kültür çeşitliliğiydi. Kamp boyunca sürekli grup çalışmaları yapıp beyin fırtınaları gerçekleştirdik. 24 kişilik bir ekibinin 15 farklı ülkeden gelmesi inanılmaz bir fikir çeşitliliği oluşturdu. Ekibin içinde gökkuşağının her bir rengin her bir tonunun var olduğunu çok rahat bir şekilde söyleyebilirim. Hintli Nagaraj’ın, Brezilyalı Gui’nin ya da Çinli Bowen’ın yetişme koşulları, aldığı eğitim, kültürümüz, dinimiz benimkinden çok farklıydı. Dolasıyla konuştuğumuz olaylara bakış açıları ve olaylara yaklaşım tarzlarımızda farklı oldu. Beraber çalışırken ortaya koydukları düşünceler, sordukları sorular benim olaylara başka bir pencereden bakmamı sağladı. Kimi zaman üniversite hocaları kimi zaman girişimciler ya da şirket yöneticileriyle yaptığımız oturumların soru cevap kısımlarında sordukları sorular beni şaşırtıp aslında onların sordukları konunun o kısmını hiç düşünmediğimi fark etmemi sağlayıp farklı tarzda düşünmeme yardımcı oldu. 

 

3 hafta boyunca derslerde işleyip hemen sonrasında deneyimleme şansına sahip olduğumuz konu ve olaylardan biraz daha bahsetmek istiyorum. Çünkü deneyimleme kısmı ve farklı renkteki etkinlikler bu kampın benim açımdan unutulmaz geçmesini sağladı. Afrika’nın kültürünü ve ekonomisini işlediğimiz günün öğleden sonrasında kahve çiftliğine gittik. Kahve çekirdeği buradaki önemli ekonomik aktivitelerden bir tanesi. Bu işi yapan insanlar bize kahvenin dalından koparılıp makinalarda kahve çekirdeği şekline dönene kadarki süreci göstererek detaylı bir şekilde anlattılar. Bir yandan kendi hazırladığımız kahvelerimizi içerken diğer yandan da bu işle uğraşan insanlar sohbet edip büyük kahve firmalarının ne tarz metotlar uyguladıklarını öğrenmek benim için çok keyifliydi.

 

Küresel ısınma  üzerine oturumlar yapıp, dünyadaki doğal ortamın ve hayvanların önemini tartıştıktan sonra UNESCO dünya mirası koruma listesinde olan Ngorongoro koruma alanında safari turu yapmak benim için bambaşka bir deneyim oldu. National Geographic belgesellerinde izlediğim vahşi hayvanlara yaklaşıp, onların doğal yaşam alanlarını gözlemleyebilmek beni çok mutlu etti.

 Zanzibar Üniversitesi’ni ziyaret edip ülkenin doğal bitki ve hayvan çeşitliliği hakkında bilgi sahibi olduktan sonra bir sonraki gün mercan kayalıklarına dalış yapıp birbirinden değişik deniz canlılarını görünce buraya okulun dalış kulübü SUSS ile gelmek vardı dedim. Zanzibar'da okyanuslarda ciddi bir gelgit olmakta. Sabahları sular 100 metreye yakın çekilmekte. Bu doğal oluşumdan dolayı Zanzibar’da kumsallarda ya da ufak adacıklarda Mangrov ağaçlarıyla karşılaşabiliyorsunuz. Bu ağaçları sabahleyin etrafında yürüyerek gezdikten sonra akşam olduğunda da yanlarında tekneyle geçince aslında doğa olaylarının ne kadar büyüleyici olduğunu bir kez daha anladım. Aynı zamanda dünyada çok az yerde yetişen deniz yosunlarının çiftliğini ziyaret ettik. Çiftlik dediğime bakmayın denizin içine yerleştirilmiş durumdalar ve biz ilk gün akşamüstü okyanusta yüzerken aslında çiftliğin üstünde yüzdüğümüzü fark etmemiştik. Ziyaretimizi sabah 6:30 da gerçekleştirdiğimizde sular çekilmiş olduğu için onları net bir şekilde gözlemleyebildik. Deniz yosunlarının yetişmesi için suların gel git yapması, suyun sıcaklığı, iklim şartları çok önemliymiş. Tuz ve sabun yapımında kullanıldığını biliyordum ancak yemek olarak yenilebildiğini, cildi gençleştirdiğini ve aynı zamanda da kansere çok iyi geldiğini duyunca çok şaşırdım. 

Okyanusa yürüme mesafesinde olan Zanzibar Adventure Okulu’nda 4 gün kaldıktan sonra yine Zanzibar'da olan SOS village gittik. Burada 11 farklı evde farklı yaş gruplarında toplamda 110 çocuk yaşamakta. Burada hem eğitim görüyorlar hem de yıl boyu kişisel gelişimleri için pek çok farklı aktivite yapıyorlar. Kaldıkları merkezin içinde ilkokul-orta okul - lise ve 2 senelik üniversite de var. Aynı zamanda kütüphaneleri, sosyal alanları ve spor sahaları da mevcut. Merkezin içine otobüsle girer girmez bizi çok büyük coşkuyla karşıladılar. Özellikle yaşları 6- 15 arası değişen çocuklar bizimle dans edip vakit geçirmek için can atıyorlardı. Onların yüzlerindeki o gülümsemeyi görmek ve bizi hiç tanımamalarına rağmen bana o sıcak duyguyu hissettirmeleri benim için tarif edilemez bir durumdu.

Merkezde bizimle yaşıt akranlarımızda vardı ve gün boyu onlarla farklı grup çalışmalar yapıp, fikir alışverişinde bulunduk. Şehiri de beraber gezdik, bizi Stone Town’a götürdüler. Burası yüzyıllar önce Afrika’da köleliğin başladığı yermiş. Bu konu üzerinde de pek çok farklı oturum gerçekleştirdik ve Stone Town’da bulunan Köle Müzesi’ni ziyaret edip, kölelerin yaşadıkları zorlukları yerinde öğrenmek benim için değişik bir deneyim oldu. SOS Village'de geçen 4 günün ardından feribotla Dar Es Salaam’a geçtik. Afrika Vodafone ziyaretimiz sırasında Tanzanya’daki insan nüfusunun sadece %10’nun kredi kartı kullanıyor olmasını öğrenmek şaşırttı. Ne yazık ki Tanzanya’da insanların yaşam şartları ve refah seviyesi ülkemizle karşılaştıramayacak şekilde düşük ancak oranın bu derece düşük olmasını beklemiyordum. Buluştuğumuz 6 farklı girişimcinin eğitim ve sağlık alanlarındaki projelerini dinleyince bu ülkeye ait olan basmakalıp yargılarım son buldu ve belki de 30 yıl sonra bu ülkenin çok daha farklı gelişmişlik seviyesinde olabileceğine dair inancım arttı. Ülkede ciddi bir temiz suya erişim sıkıntısı bulunmakta ayrıca nüfusun yüzde 40’ı suyun kirli olduğunu dahi bilmiyor. Bu konu üzerine konuşmaları dinleyip, tartışmalara katıldıktan sonra kendi adıma sahip olduğum değerlerin kıymetini daha çok bilmem gerektiğini fark ettim. İstanbul’da yaşayan biri olarak temiz suya ulaşmak gibi bir sıkıntım hiç olmadı ve buradaki görüşmelerden sonra sahip olduğumuz değerlerin önemini tekrardan anladım. 

3 hafta boyunca gördüğüm yerleri, konuştuğum insanları ve konuları, hissettiğim duyguları ve edindiğim tecrübeleri düşününce bu seyahatin bakış açımı ve mantalitemi değiştirdiğini düşünüyorum. Her gün için belirlenen konular, şu anda dünya gündeminde olan güncel konulardı. Bu konuları pek çok farklı yerde farklı insanlarla tartışılabilir ancak Afrika gibi bir yerde 15 farklı ülkeden gelen üniversite öğrencisinin barındırdığı fikir çeşitlilikle ile bu konuları tartışmak ve daha sonrasında konuştuğumuz konuları gidip yerinde deneyimle şansı sahip olmak Young Global Pioneers farklı ve özel yapan noktalar oluyor.  Bu organizasyon edindiğim onca bilgi ve tecrübenin yanında ciddi bir network imkanı da sağlıyor. Network’ün ve takım çalışmasının dünyayı daha iyi bir hale getirmek için en önemli faktörlerden biri olduğuna inanıyorum. Bu organizasyon sayesinde dünyanın pek çok farklı yerinden insanla çok güzel bağlantılar kurdum. Hem üniversitemi hem de ülkemi bir arada temsil etmek benim için çok büyük onurdu. Bu organizasyonu ilk defa duyduğumda 1 güne yakın gidip gitmemek konusunda düşünmüştüm, eğer siz de bir gün YGP organizasyonuna katılma şansı elde ederseniz, gitmek için bir saniye bile düşünmeyin. YGP ile Afrika'da geçireceğiniz 3 haftanın sizi bambaşka bir insana dönüştüreceğinden eminim.

İlk Yayınlanma Tarihi: 30.10.2018 10:48:47