#AkademisyeneSor projesi’nin yeni konuğu Ayşecan Terzioğlu oldu

Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi Merve Üre ile Yönetim Bilimleri Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Ecem Dinçdal’ın ortaklaşa yürüttükleri #AkademisyeneSor projesi’nin yeni konuğu Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Ayşecan Terzioğlu oldu.

Sabancı Üniversitesi Instagram hesabında konuk öğretim üyesinin tanıtılmasının ardından, öğrencilerden gelen soruların yöneltildiği #AkademisyeneSor projesinde, Merve Üre ve Ecem Dinçdal yaptıkları röportajlar ile aynı zamanda Sabancı Üniversite’nin değerlerini de tanıtmayı amaçlıyor.

#AkademisyeneSor videolarını Instagram hesabımızdan izleyebilir, öğretim üyelerimize merak ettiklerinizi sorabilirsiniz.

Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Ayşecan Terzioğlu'na #AkademisyeneSor projesi kapsamında yöneltilen soru ve cevapları merak ediyorsanız; röportajın devamını aşağıdan okuyabilir, haberin ilgili Instagram paylaşımı için buraya tıklayabilirsiniz. 

Sosyoloji okumaya nasıl karar verdiniz? Sosyoloji okumak isteyen öğrenciler sizce gelecekte nelere yoğunlaşabilir?

Sosyoloji okumaya lise 2’de sosyoloji hocam sayesinde karar verdim. Bize müfredatın dışında Maxwell ve Durckheim okutuyordu. Ankara’da eğitimimi sürdürürken, formalarla Kırıkkale’nin köylerine gidip araştırma yapıyorduk. Dolayısıyla hem biraz teorisini öğrenmiş hem de biraz sahasını tatmış biri olarak, “Kesinlikle ben sosyoloji okuyacağım” diye karar verdim. Sosyoloji okuyan öğrencilere okulun dışında; hayatı da tanımaları, insanları tanımaları, okudukları şehrin farklı semtlerine gidip farklı sosyokültürel kesimlerden insanlarla konuşmalarını ve gözlem yapmalarını tavsiye ederim. Böylece, aldıkları eğitimin yanı sıra bunu hayatla da tamamlar ve teoriyle pratiği birleştirebilirler.

Amerika’daki doktora deneyiminiz nasıldı? Orada doktora yapmayı hedefleyen öğrencilere tavsiyeniz neler olur?

Amerika’da akademik olarak da kişisel ve sosyal olarak da son derece dolu dolu eğitimim ve deneyimim oldu. Hem okulumdan hem de arkadaşlarımdan bugün beni ben yapan bir çok şey öğrendim. Sağlık ve hastalık antropolojisi konusunda da giderek uzmanlaştım. Genellikle öğrenciler orada sadece kendilerini çalışmaya kaptırıyorlar veya eğlenelim mi çalışalım mı arasında kalıyorlar. Hepsinden biraz ve dengeli yapabilirlerse ve gerçekten gittikleri ülkeyi, üniversite sistemini yakından tanıyabilirlerse çok iyi olur. Sadece derslere girip çalışmak değil, aynı zamanda o sistemi, o şehir ve ülke hayatını da tanımalarını tavsiye ederim.

Uzmanlık alanınıza nasıl karar verdiniz ve sizi etkileyen özel bir olay var mıydı bunun için?

Evet vardı. Uzmanlık alanıma şu şekilde karar verdim. Üniversite 3. sınıftan 4. sınıfa geçerken bir hocamın araştırma projesinde araştırma asistanı oldum ve bu süre zarfında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gözlem ve görüşmeler yapmaya gittim. Sabah 9’dan akşam 5’e kadar Sağlam Çocuk Kliniği’nde bebekleri ve aileleri gözlemliyordum. Doktorlar ve hemşireler hangi aileye nasıl davranıyorlar, bunları gözlemliyor, bebeklerin aileleriyle, doktorlar ve hemşirelerle görüşmeler yapıyordum. Bu süreçte şunu fark ettim ki, hastane aslında bir ‘mikrokozmos’tu. Yani Türkiye’deki bütün politik, ekonomik,  toplumsal sorunlar hastane ortamına birebir yansıyordu. Hatta hastane ortamında bu sorunlar, eşitsizlikler ve ayrımcılıklar yeniden üretiliyordu. Hastanelerin çalışılacak güzel bir yer olduğuna böylelikle ilk sahada karar vermiş oldum. Daha sonra aynı hocamın dersini alıp, işin teorik kısmını da öğrendim.

Sabancı Üniversitesi’ne gelişiniz nasıl oldu?

Koç Üniversitesi’nde ben Sağlık Bilimlerindeydim. Orada çok şey öğrendim, bana çok şey kattı fakat bir takım yapısal değişiklikler oldu ve potansiyelimi akademik olarak gerçekleştirememe durumuna geldim. Sabancı her zaman uzaktan beğenerek izlediğim bir üniversiteydi. Gerek kültürel çalışmalardaki interdisipliner yapısı, gerek SUGender’ın etkinlikleri ve gerek akademik kadroda birçok arkadaşımın olması ve interdisipliner bakış açısıyla çok beğendiğim bir yerdi. O yüzden önce yarı zamanlı başladım ve daha sonra full time çalışma teklifi gelince çok sevinerek kabul ettim.

Burada çalıştığınız program olan kültürel çalışmalardan bahsedebilir misiniz, akademik olarak öğrencilere katkısı nedir?

Kültürel çalışmalar son derece zengin, dolu dolu bir program. Psikiyatriden felsefeye; edebiyattan antropolojiye, sosyolojiye kadar birçok farklı dalı kapsıyor. Konusunun uzmanlarından bu dallar hakkında çok yeterli, hatta yeterlinin üstünde, çok önemli bilgiler ediniyorsunuz. Benim tek üzüntüm kültürel çalışmaların çok tercih edilmemesi, gerçekten çok az ve öz öğrencimiz var. Öğrencilerimiz akademik kariyerlerinde çok iyi yerlere geliyorlar. Akademik kariyer yapmak istemiyorlarsa da çok iyi yerlerde; müzelerde, basın yayın kuruluşlarında, sivil toplum kuruluşlarında rahatça iyi işler bulabiliyorlar. Dolayısıyla daha çok öğrencimizin bu programı tercih etmesini çok isterim.

Bize biraz SUGender ve toplumsal cinsiyet çalışmalarından bahsedebilir misiniz?

Evet, her gün gazeteleri açıyoruz. Bugün şu kişi dövüldü, bugün şu kişi tacize uğradı, bugün şu tacizci özür diledi ama bir yandan da özrü kabahatinden büyük bir şeklinde özür diledi gibi yazılar görüyoruz medyada. Dolayısıyla feminizm ve LGBTİ hakları bu ülkede toprak, su, ekmek kadar şart ve gerçekten bunlar insan haklarının da bir parçası. Kadın hakları, LGBTİ hakları çok daha görünür olmalı, daha kuvvetli bir şekilde savunulmalı. Gerek etkinlikleri ile gerek üniversiteli öğrencilerden lise öğretmenlerine yaptığı çalışmalar, hep beraber organize ettiğimiz konferanslar, seminerler, eğitim programlarıyla SUGender bu konuda çok önemli adımlar atıyor. Dolayısıyla Türkiye’de önemli bir sorunu elimizden geldiği kadar gidermeye çalışıyoruz. Öğrencilere tavsiyem SUGender’ın etkinliklerine muhakkak katılsınlar ve gönüllü olsunlar. 

Akademisyene Sor: Ayşecan Terzioğlu

İlk Yayınlanma Tarihi: 15.11.2018 10:19:57