Peter Katzenstein Sabancı Üniversitesi’ndeydi: Belirsizlik, Güç ve Akademik Yolculuklar Üzerine Bir Gün

katzenstein

Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Ödülleri kapsamında, 2026 yılının Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen Profesör Peter Katzenstein, ödül töreninin ertesi günü Sabancı Üniversitesi Tuzla Kampüsü’nü ziyaret ederek öğrenciler ve akademisyenlerle bir araya geldi. Gün boyu süren program, sabah saatlerinde doktora ve yüksek lisans öğrencileriyle gerçekleştirilen samimi bir görüşmeyle başladı; ardından Katzenstein’ın son kitabı çerçevesinde yaptığı sunum ve devamındaki panelle akademik bir tartışma ortamına dönüştü.

 

Günün ilk etkinliğinde Katzenstein, siyaset bilimi doktora ve yüksek lisans öğrencileriyle bir araya gelerek tez konularının belirlenmesi, araştırma tasarımı ve akademik hayat üzerine kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdi. Öğrenciler enerji dönüşümünden otoriter rejimlere, popülizmden sivil-asker ilişkilerine kadar uzanan geniş bir yelpazedeki ilgi alanlarını paylaşırken, Katzenstein bu çeşitliliği “dünyayı çalışmak istemek” olarak tanımladı, ancak bunun yönetilebilir parçalara bölünmesi gerektiğini vurguladı.

Akademik üretimde veri meselesine özellikle dikkat çeken Katzenstein, doktora çalışmalarında veri toplamanın merkezi bir rol oynadığını ve öğrencilerin danışmanlarının yardımıyla beklentilerini netleştirmesi gerektiğini ifade etti. Tez konusunun çoğu zaman kişisel deneyimler, sezgiler ve entelektüel merakın kesişiminde ortaya çıktığını belirten Katzenstein, akademik yolculuğun doğrusal olmayıp, çoğu zaman “serendipity” (beklenmedik keşifler) ile şekillendiğini dile getirdi.

Ayrıca günümüz öğrencilerinin bilgiye erişim biçimlerine de değinen Katzenstein, yapay zekâ araçlarının “akıllı bir çalışma arkadaşı” olarak kullanılabileceğini, ancak okumayı ikame eden bir kısayola dönüşmesinin entelektüel muhakemeyi zayıflatabileceğini vurgulayarak; yapay zekâ kullanımının soru sorma pratiğinin gelişmesi açısından öneminin altını çizdi.

 

Belirsizlik, Risk ve “Post-Newtoncu” Dünya

Daha sonra Sinema Salonu’nda gerçekleşen etkinlikte Katzenstein, son kitabı Entanglements in World Politics: The Power of Uncertainty çerçevesinde “Planetary Realities: Entanglement, Power, Risk, and Uncertainty in International Politics” başlıklı bir sunum yaptı.

Konuşmasında uluslararası ilişkiler disiplininin temel kavramlarından biri olan “güç”ü yeniden düşünmeye açan Katzenstein, geleneksel yaklaşımların çoğunlukla “Newtoncu” bir dünya tasavvuruna dayandığını belirtti. Bu çerçevede riskin ölçülebilir, hesaplanabilir olduğu “küçük dünya” ile belirsizliğin hâkim olduğu “büyük dünya” ayrımını ortaya koydu.

Katzenstein’a göre: Risk olasılıkların hesaplanabildiği durumlara; belirsizlik ise olasılıkların hesaplanamadığı, hatta kimi zaman olayların kendisinin bile öngörülemediği durumlara işaret eder. 

Bu ayrım, yalnızca teorik değil, aynı zamanda politik ve ekonomik krizlerin anlaşılması açısından da kritik öneme sahip. 2008 finansal krizi örneği üzerinden konuşan Katzenstein, rasyonel beklentiler teorisinin gerçek dünyadaki belirsizlikleri göz ardı ettiğini ve bunun ciddi sonuçlar doğurduğunu vurguladı.

Sunumun merkezinde ayrıca üç analitik boyut yer aldı: bağlam, süreç ve dil…

Katzenstein, özellikle dilin yalnızca dünyayı yansıtan bir araç değil, aynı zamanda onu kuran ve dönüştüren bir unsur olduğunu belirterek sosyal bilimlerdeki yerleşik yaklaşımlara eleştirel bir perspektif sundu.

 

Disiplinlerarası Tartışma, Belirsizlik ve İçgörünün Rolü

Sunumun ardından, Doç. Dr. Mert Moral moderatörlüğünde düzenlenen panele Prof. Dr. Senem Aydın-Düzgit ve Doç. Dr. Mustafa Kutlay katıldı.

Panelde Katzenstein’ın geliştirdiği kavramlar farklı açılardan ele alındı. Tartışmalar özellikle şu başlıklarda yoğunlaştı:

  • Uluslararası ilişkiler teorilerinin belirsizliği sistematik olarak “riske indirgeme” eğilimi
  • “Kontrol gücü” ile Katzenstein’ın geliştirdiği “protean güç” kavramı arasındaki fark
  • Demokratik gerileme, aşırı sağın yükselişi ve küresel çatışmalar gibi güncel gelişmelerin bu teorik çerçevede nasıl analiz edilebileceği

 

Senem Aydın-Düzgit, disiplinin hem teorik hem metodolojik düzeyde belirsizliği sadeleştirme eğiliminde olduğunu vurgularken, bu indirgeme sürecinin özellikle nicel yöntemler ve model kurma pratikleri üzerinden kurumsallaştığını ifade etti. Mustafa Kutlay ise bu yaklaşımın sürpriz gelişmeleri açıklamakta yetersiz kaldığını, Katzenstein’ın “protean güç” kavramının ise belirsizlik karşısında esneklik ve uyum kapasitesini anlamada daha güçlü bir çerçeve sunduğunu belirtti.

 

Tartışmanın dikkat çeken boyutlarından biri, Katzenstein’ın karar alma süreçlerinde “gut feeling” (sezgi/içgörü) vurgusu oldu. Peter Katzenstein, siyaset yapıcıların çoğu zaman teorik modellerden ziyade eksik bilgi ve sezgisel yargılarla hareket ettiğini belirterek, akademik dünyanın aşırı rasyonelleştirme eğilimine eleştirel yaklaştı. Ona göre belirsizlikle dolu bir dünyada karar almak, kaçınılmaz olarak hızlı değerlendirmeler ve “içgüdüsel” tepkiler içerir; bu nedenle sezgi, zayıf bir yöntem değil, siyasetin doğasında bulunan bir karar alma biçimidir. Ancak bu sezgilerin her zaman doğru sonuçlar üretmediğini, yanlış öğrenme süreçlerinin ve hatalı çıkarımların da siyasal sonuçları şekillendirebildiğini vurguladı.

 

Bu noktada Senem Aydın-Düzgit de tartışmaya katkı sunarak, belirsizlik ortamında ortaya çıkan siyasal tepkilerin yalnızca rasyonel hesaplamalarla açıklanamayacağını belirtti. Özellikle demokratik gerileme ve protesto dalgaları gibi süreçlerde, aktörlerin algıları, zamanlama ve etkileşimlerin beklenmedik sonuçlar doğurabildiğini ifade eden Aydın-Düzgit, sezgi ve “hissetme” boyutunun çoğu zaman analitik modellerin ötesinde belirleyici olabildiğine dikkat çekti.

 

Panelin ikinci bölümünde, tartışma belirsizlikle başa çıkma yöntemlerine de odaklandı. Bu noktada Mustafa Kutlay, senaryo kurma yaklaşımına dikkat çekerek, belirsizlik ortamında tekil öngörüler üretmek yerine farklı olasılıkların birlikte düşünülmesinin önemini vurguladı. Kutlay’a göre bu yaklaşım, uluslararası siyasette giderek artan dolanıklık karşısında daha esnek ve gerçekçi bir analiz imkânı sunuyor.

Son bölüm aynı zamanda teorik çerçeve, demokratik gerileme, siyasi hareketler ve devletlerarası çatışma gibi güncel örnekler üzerinden tartışmaya açıldı. Katzenstein, bu tür süreçlerin doğrusal ya da tamamen öngörülebilir olmadığını, aksine farklı dinamiklerin iç içe geçtiği “karmaşık sistemler” olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

 

Panelin ardından gerçekleştirilen soru-cevap bölümünde, dinleyicilerin yönelttiği sorular tartışmayı daha da derinleştirdi. Panel ve soru-cevap bölümü, belirsizliğin yalnızca analiz edilmesi gereken bir sorun değil, aynı zamanda düşünme ve araştırma biçimlerini yeniden şekillendiren bir olgu olduğunu ortaya koyarak sona erdi.