03/08/2026
Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mehmet Kuru, bir tarihçi olarak Osmanlı siyasi tarihinden ziyade erken modern Osmanlı tarihi, Akdeniz liman kentleri tarihi, dijital beşerî bilimler ve kültürel çeviri alanlarındaki çalışmalarıyla dikkat çekiyor. En çok ilgi gören projelerinden biri olan, "Ezop Alla Turca: Tanzimat Öncesi Döneme ait Ezop Tercümelerinin Kültürel Çeviri Bağlamında İncelenmesi" başlıklı çalışması TÜBİTAK 3501- Kariyer Geliştirme Projesi kapsamında destek almaya hak kazandı.

Cırcır böceği çaldı saz
Bütün yaz,
Derken kış da geldi, çattı,
Seninkinde şafak attı.
İlkokul yıllarında Orhan Veli Kanık’ın La Fontaine’den çevirdiği Cırcır Böceği ile Karınca öyküsü ile tanışmayan var mıdır? La Fontaine öykülerini Ezop Masalları başta olmak üzere eski mitolojilerden, Phaedrus ve Doğu edebiyatından ilham alarak yeniden şiirsel bir dille yazmıştır. Hemen herkesin bildiği ve binlerce yıl önce Ezop adı verilen hikaye anlatıcısının masalları, bugün insanlık kültürünün ortak belleği haline gelmiştir. Bu masallarda hayvanlar, bitkiler ya da cansız varlıklar insanlar gibi düşünüp konuşur, tanrılarla insanlar bir araya gelirler ve bu masalların özünde halk kitlelerinin yöneticilere üstü kapalı eleştiri ve itirazları saklıdır.
Orhan Veli bunların ne masal ne de öykü olduğunu, fabl olarak değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Dünyada bu fablların ne zaman yazı diline geçirildiği konusu tüm kültürlerde ciddi bir araştırma konusudur.

Ezop Alla Turca
Peki Türkiye’de bu öyküler ilk ne zaman Türkçe anlatıldı? İşte Doç. Dr. Mehmet Kuru bu sorunun peşine düşüyor ve ortaya çok boyutlu etkileşimleri olan bir çalışma çıkıyor. Ezop Alla Turca: Tanzimat Öncesi Döneme ait Ezop Tercümelerinin Kültürel Çeviri Bağlamında İncelenmesi" başlıklı projesini Dr. Kuru, Nesir (Nisan 2022) isimli edebiyat araştırmaları dergisinde şöyle anlatıyor: “Bu hikayelerin Türkçede ne zaman yazıya geçirildiği ve nasıl anlatıldığı soruları da peşine düştüğüm temel sorular olarak bu araştırma projesinin ana aksını oluşturmakta. Bu sorular, sadece hikaye dinlemeyi, anlatmayı ve okumayı sevenlerin peşine düştüğü, muzip bir meraktan doğan bir iz sürme olarak düşünülmemelidir elbette. Bilakis, basit ve hatta sevimli görünen bu soruların cevabı, farklı dönemlerden muhtelif metinler üzerine çalışan ve kültür tarihi, Eski Türk edebiyatı, çeviribilim yahut tercüme tarihi gibi çeşitli disiplinlerden gelen araştırmacılara yeni bir tartışma zemini sunabilecek önemdedir.”

Çalışmanın metodolojisi
Bu çalışma, Batı dillerinden Türkçeye yapılan en erken edebî çeviriler arasında yer alan Tanzimat öncesi Ezop Masalları çevirilerini kültürel çeviri yaklaşımı çerçevesinde inceliyor. Araştırma kapsamında Avrupa'daki çeşitli kütüphanelerde bulunan sekiz yazma ve bir basılı Türkçe çeviri tespit edilmiş, tasnif edilmiş ve metinler aralarındaki ilişkilere göre dört ana grupta değerlendirilmiştir. Türkçe çeviriler, Perry, Chambry ve Gibbs tarafından hazırlanan temel Ezop dizinleri esas alınarak kaynak metinlerle karşılaştırılmış; böylece metinler arasındaki ilişkiler ve farklılıklar karşılaştırmalı metin analizi yöntemiyle ortaya konulmuştur. İncelemede çevirilerin üretildikleri kültürel bağlam, metinsel dönüşümler, yerlileştirme stratejileri ve çevirmenlerin amaçları üzerinde durularak Ezop anlatılarının Osmanlı Türkçesine aktarım sürecinde geçirdiği edebî ve kültürel dönüşüm analiz edilmiştir.
Özetle çalışmanın amacı:
- Osmanlı Türkçesine çevrilen Ezop masallarını sistematik biçimde incelemek
- Çevirilerin yalnızca dil aktarımı değil, kültürel uyarlama süreçleri olduğunu göstermek
- Türk edebiyatında Batı'dan yapılan ilk çevirilerin Tanzimat'la başladığı görüşünü sorgulamak ve bu tarihi yaklaşık iki yüzyıl geriye çekebilecek yeni veriler sunmaktır.
Dr. Kuru bu çalışmasının farklı disiplinlere olası yansımalarını şöyle dile getiriyor: “Dolayısıyla ‘Ezop çalışmaları’ olarak etiketlenebilecek alan sayesinde Tanzimat öncesi dönemde kaleme alınmış Türkçe Ezop tercümelerini kaynak metinlerle karşılaştırabilme imkânı doğar. Bu bağlamda, proje kapsamında incelediğim metinler başta kültür tarihi olmak üzere tercüme tarihi, eski Türk edebiyatı tarihi ve çeviribilim üzerine çalışan uzmanlar için yeni çalışmalara zemin hazırlayacak, farklı disiplinlerden muhtelif tartışmalara katkı sağlayarak bu disiplinlerdeki çalışmalara da yön verebilecek mahiyettedir.”
Bir ekonomi tarihçisi nasıl doğdu?
“En başından lisede 20 yıl sonra ben tarihçi olacağım gibi bir hayalim yoktu” diye konuşan Dr. Kuru, tarihçi ve akademisyen olmasıyla sonuçlanan serüvenini şöyle anlatıyor: “Önce fen lisesinde, sonra Galatasaray Üniversitesi’nde işletme okudum. Hala çok iddialı bir şekilde tarihçi olacağım iddiasında değildim. Ama Sabancı Üniversitesi tarih programından lisans üstü eğitimini tamamlayıp, bir de üzerine Toronto Üniversitesi tarih bölümünün doktora programına kabul edilince bu yola girdim, 2017 yılında doktora diplomamı alarak tarihçi oldum.”
“Bir kitap okudum, hedefim değişti”
Dr. Kuru’ya göre tarih konusuna duyduğu merakı okuduğu kitaplar tetikliyor: “Oktay İhsan Anar’ın 17. yüzyılda İstanbul'dan kalkan Amat isimli bir gemide yaşanan olayları anlatan Amat isimli romanı beni Osmanlı Korsanları konusuna sürükledi. Yüksek lisans tezimde korsanları araştırdım. Akdeniz tarihine öyle girdim. Doktora dönemimde ise Akdeniz Liman şehirleri üzerine çalıştım. Amacım İzmir Liman şehrinin ortaya çıkışıydı. Ama yavaş yavaş arşiv malzemesi beni ekonomi tarihine doğru çekti. En baştan ekonomi tarihçisi olmak için ekonomi tarihçisi bir hocanın yanına gitmemiştim; benim hocam kültürel tarih çalışan. Natalie Rothman’dı Onunla birlikte çalıştım ama beni serbest bıraktı. O yüzden yavaş yavaş ekonomi tarihine kaydım.”
Osmanlı’nın Para ile İmtihanı
Dr. Kuru, ekonomi tarihi bağlamında Osmanlı ekonomisinin genel hatlarını ve 16-17. Yüzyıl krizini Osmanlı’nın Para ile İmtihanı isimli kitabında anlatıyor. Osmanlı ekonomisinin yapıtaşlarını, tağşiş, tashih, iki bölgeli para politikasını, Amerika’dan gelen gümüşün ekonomiyi nasıl etkilediğini, altın-gümüşün değerinin nasıl belirlendiğini ve Osmanlı bürokrasisinin krizlere karşı ürettiği çözümler başta olmak üzere pek çok soruya yanıt getiriyor. Kitabın ana tezi, paranın yalnızca bir değişim aracı olmadığı; devletin siyasi gücü, toplumsal düzeni ve uluslararası konumu üzerinde belirleyici bir unsur olduğudur. Osmanlı'nın para politikalarındaki başarı ve başarısızlıklar, imparatorluğun yükseliş ve gerileme süreçleriyle birlikte değerlendirilir.
Amerika'nın keşfinin Osmanlı ekonomisi üzerindeki etkisi kitapta önemli bir yer tutuyor. Dr. Kuru’ya göre özellikle 16. yüzyılda İspanyolların Amerika'daki gümüş madenlerinden çıkardığı büyük miktardaki gümüşün Avrupa'ya, oradan da Osmanlı topraklarına ulaşması Osmanlı ekonomisini önemli ölçüde etkiledi. Kısaca Amerika'dan gelen gümüş, Osmanlı'ya ilk bakışta zenginlik getirmiş gibi görünse de, gümüşün bolluğu nedeniyle para değer kaybetti, enflasyon yükseldi, devletin mali dengesi bozuldu ve ekonomik sorunlar derinleşti. Ancak Dr. Kuru Osmanlı'nın yaşadığı mali sıkıntıların yalnızca Amerikan gümüşünden kaynaklanmadığını; savaşların maliyeti, vergi sistemi, idari sorunlar ve para politikalarının da önemli rol oynadığını vurguluyor. Her şeyden önce hayat pahalılığı nedeniyle köylüler, esnaf ve askerlerin zor durumda kaldığını, bu ekonomik sıkıntıların Celâlî İsyanları gibi toplumsal olayların ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerden biri olduğuna dikkat çekiyor.

Diğer çalışmaları
Mehmet Kuru, tarih araştırmalarında yapay zekâ kullanımına öncülük eden isimlerden biridir. Özellikle AKİS (Automatic Transcription of Ottoman Turkish Documents using Deep Learning Technologies) projesinde yer alarak Osmanlı Türkçesi el yazmalarının derin öğrenme ile otomatik okunması üzerine çalışıyor.
Bir diğer araştırma alanı, erken modern Anadolu'da iklim, demografi, emek ve tarım ilişkileri üzerine çevre tarihi çalışmalarıdır.
Doktora tezinde 1580–1780 arasında İzmir'in bir Akdeniz liman kenti olarak gelişimini ekonomik ve çevresel faktörler çerçevesinde açıklamış. Öyleki 1600’lerin başında 1500 kişinin yaşamakta olduğu şehrin nüfusunun 50 yıl içinde 50.000’lere ulaşmasının nedenleri üzerinde duruyor. Dr. Kuru bu artışı o dönemlerdeki iklim krizinin yol açtığı kıtlık ve kuraklık ve Celali İsyanları’na bağlıyor. Sonuç olarak İç Anadolu’dan kaçanlar İzmir’e sığınmış ve şehrin hızla gelişmesini tetiklemiş.
https://nesirdergisi.com/index.php/nesir/article/view/10/8
https://www.youtube.com/watch?v=LX5pWmVaEwE
https://www.youtube.com/watch?v=qXMuVqELtGY
https://www.youtube.com/watch?v=ZOBSJw3Amno




