Prof. Dr. Senem Aydın-Düzgit’e “Quo Vadis, Dünya?” Sorusunu Yönelttik. İşte Yanıtları

ana görsel

Yapay zekâ, jeopolitik gerilimler ve iklim değişikliği çağında, ‘Quo vadis, dünya düzeni?’ sorusu her zamankinden daha önemli. Çünkü hemen hemen herkes bugün dünya düzeninin hangi yöne evrildiğini veya geleceğinin ne olacağını merak ediyor. Günümüz koşullarında kesin bir yorumda bulunmak mümkün değil. Biz de bu soruyu İstanbul Politikalar Merkezi’nde Direktör ve Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörü Senem Aydın-Düzgit’e sorduk. 

Aydın-Düzgit, özetle tek kutuplu dünya düzeninin sona ermekte olduğunu ve bir geçiş sürecinin tam içinde olduğumuza dikkat çekiyor.

 

 

Soğuk Savaş döneminde dünya  iki kutupluydu: Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra yaklaşık otuz yıl boyunca ABD'nin belirgin üstünlüğü nedeniyle "tek kutuplu dünya"dan söz edildi. Bugün geldiğimiz noktada bu tablo köklü bir değişim geçirmekte ve eskisine göre çok daha karmaşık.

“Nereye gidiyoruz?” sorusunu “Düzensizliğin hâkim olduğu bir dönemden geçiyoruz” diye yanıtlayan Aydın-Düzgit, dünyanın içinde bulunduğu durumu kısaca şöyle değerlendiriyor: “Amerikan hegemonyasının zayıflaması sonucu ABD-Çin çift kutupluluğuna ya da çok kutuplu bir düzene doğru evrildiğimizi de kesin olarak söyleyemiyoruz. Özellikle Trump’ın iktidara gelmesiyle belirsizlik iyice arttı. Dünya siyasetinde başka aktörler de önemli roller üstlenmeye başladı. Türkiye, Hindistan, Brezilya gibi. Bu arada Avrupa ülkelerinin teknolojik açıdan uluslararası rekabet gücü azalıyor. ABD, hala beyin gücünü çekiyor ama Trump’ın politikaları bu süreci de baltalamaya başladı.”

Avrupa liberal demokrasiyi koruyabilecek mi?

Avrupa’nın rekabet gücünü artırmak için büyük bir pazar olma kaldıracını kullanarak sanayi politikalarına ağırlık verdiğine dikkat çeken Aydın-Düzgit, Avrupa ülkelerinde bu yönde ciddi girişimler olduğunu belirtiyor. 

Aydın-Düzgit’e göre Avrupa hala bireysel özgürlükler, hukukun üstünlüğü, toplumsal cinsiyet eşitliliği gibi konularda saygın konumunu koruyor. Ancak liberal demokrasiyi koruyup koruyamayacağı konusunda ne kadar sağlam bir duruş sergileyeceği tartışmalı diyen Aydın-Düzgit, özellikle yükselişe geçen sağ partilerin etkisinin daha fazla hissedildiği bu günlerde belirsizliğin arttığını söylüyor.

Artan eşitsizliklerin neo-liberalizm kaynaklı olduğunu, merkez partilerin eşitsizliği giderecek politikaları üretmekte yetersiz kaldığını ve faşizmin ciddi bir tehdit olarak ortaya çıkmış olduğunun altını çiziyor. 

Küreselleşme ne durumda? 

“Koruma tedbirlerinin artması küreselleşme sürecine sekte vuruyor” diye konuşan Aydın-Düzgit, “Hegemonya kurma ısrarı aslında koruyucu refleksleri besliyor. Trump’ın geri gelmesinden sonraki dönemde, küreselleşme tamamen durmadı; ancak biçim değiştiriyor. Trump’ın iktidardan düşmesi durumunda küreselleşme ana hatlarıyla yeniden devam edebilir mi? Göreceğiz” diyor. 

1990'lar ve 2000'lerdeki klasik küreselleşme modeli, yani sermayenin, malların ve üretimin mümkün olduğunca serbest dolaştığı düzen zaten son yıllarda şekil değiştirmeye başlamıştı. Aydın –Düzgit’e göre Trump'ın politikaları bu eğilimi daha da güçlendirdi. Dünya ticareti hâlâ çok büyük ölçekte devam etse de ülkeler artık "kiminle ticaret yaptıkları" konusunda daha seçici davranıyor. Küreselleşme gittikçe daha siyasallaşmış ve bölgeselleşmiş bir hal alıyor.

Türkiye’nin AB müzakerelerinde hala umut var mı?

Aydın-Düzgit bu konuda kesin konuşuyor: “Türkiye’nin AB’ye girme şansı bence söz konusu bile değil. Hukukun üstünlüğü ilkesinin göz ardı edildiği son yıllarda müzakere sürecinin canlandırılması imkansız hale geldi; kaldı ki müzakereler uzun süredir fiilen dondurulmuş durumda; yeni müzakere başlığı açılmıyor ve mevcut süreç ilerlemiyor.”

“Türkiye’nin adaylığının ilk başlarında sürecin aksaması ekseriyetle AB’nin hatası iken, son yıllarda hukukun üstünlüğü ilkesinin neredeyse yok sayılmasına bağlı olarak üyelik artık hiç konuşulmuyor” diyen Aydın-Düzgit, “Özetle, bugün AB'nin genişleme gündeminde en çok öne çıkan ülkeler Batı Balkan ülkeleri, Ukrayna ve Moldova” diye konuşuyor.

Türkiye, NATO’nun önemini yeniden keşfediyor

Türkiye'de yapılacak bir sonraki NATO zirvesi, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da yapılacak. Bu, Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı ikinci NATO liderler zirvesi olacak; ilki 2004 yılında İstanbul'da yapılmıştı. Zirvenin yaklaştığı şu günlerde Aydın-Düzgit’e NATO’nun geleceği ile ilgili görüşlerini ve NATO’nın bizim için taşıdığı önemi sorduk. İşte yanıtı: “Türkiye, son dönemde, özellikle de İran-ABD çarpışmaları sırasında NATO’nun önemini yeniden keşfetti. Bu önem, birkaç İran balistik füzesinin Türk hava sahasına yaklaştığı sırada NATO'nun entegre hava ve füze savunma sistemi tarafından önlenmesiyle belirgin hale geldi.”

“Aslında NATO’nun geleceği de belirsiz. Avrupa ülkeleri şu aşamada NATO’suz bir savunma düşünemiyor. Keza her ne kadar Rusya eski gücünü koruyamasa da halen Avrupa’nın önündeki en büyük tehdit olarak görülüyor. Ancak ABD’nin, NATO’nun yükünü üstlenmeye devam edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor. Trump, Ukrayna’ya desteğini kesti ama bu yükü başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri üstlendi. Avrupa ülkelerinin savunma bütçeleri önemli ölçüde artıyor. Önümüzdeki 10 içerisinde Avrupa NATO şemsiyesine ihtiyaç duymayacak hale gelebilir, ancak şu anda ABD’siz bir NATO Avrupa için korku verici bir senaryo.” 

“Zirvede neler mi konuşulacak? ABD ile Avrupalı müttefikler arasındaki yük paylaşımı, Avrupa'nın savunma kapasitesinin artırılması ve NATO-AB iş birliği de liderlerin ele alacağı konular arasında bulunuyor.”  

Göçler engellenemez ve engellenmemeli de!

Aydın-Düzgit önümüzdeki dönemde göçlerin artacağı kanısında. Bu göçlerin en önemli nedenlerinin başında iklim krizi geliyor. İklim değişikliği nedeniyle açlık, kuraklık ve gıda güvenliği gibi riskler aciliyet kazanmış durumda.  Kaldı ki “Batı’da göç ekonomik bir güç” diye konuşan Aydın-Düzgit’e göre göçler yaşamsal öneme sahip. Çünkü: “Avrupa ciddi bir demografik çöküş ile karşı karşıya. Bu koşullarda genç işgücüne ihtiyaç çok fazla. Otomasyon bile bu ihtiyacı karşılayamayabilir. Sınırların büyük ölçüde kapatılması çok büyük bir hata olacaktır.” 

Aydın-Düzgit, ayrıca 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da yapılması planlanan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı COP31’e de dikkat çekiyor. Konferansta Sabancı Üniversitesi’nin başta İPM olmak üzere farklı bileşenleriyle aktif olarak rol alacağını bildiriyor. 

 

 

Prof. Dr. Senem Aydın-Düzgit kim?

Senem Aydın-Düzgit, İstanbul Politikalar Merkezi’nde Direktör ve Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde Uluslararası İlişkiler Profesörüdür. Aynı zamanda, Bocconi Üniversitesi Avrupa Politikaları Enstitüsü’nde yerleşik olmayan araştırmacı olarak görev almaktadır. 2023–2024 döneminde Berlin’deki Robert Bosch Academy’de Richard von Weizsäcker Akademi Üyesi olarak yer almış; 2024–2025 yıllarında ise Harvard Kennedy School’da Pierre Keller Kamu Politikası Misafir Profesörü olarak bulunmuştur. 

Aydın-Düzgit’in ana araştırmaları alanları, uluslararası siyasetin incelenmesinde kimlik, tarih ve söylem konularına odaklanmakta; ayrıca Avrupa ve Türk dış politikaları üzerine ampirik bir odağa sahiptir. Son dönemdeki çalışmalarında ele aldığı konulardan bir diğeri de değişen uluslararası düzende orta güçlerin iç ve dış politikaları arasındaki bağlantıdır. Bunların yanı sıra Aydın-Düzgit, Avrupa Birliği’nin genişleme süreci ve Türk dış politikası bağlamlarında uluslararası demokrasi destek üzerine araştırmalar ve yayınlar yapmıştır. 

Vrije Universiteit Brussels’dan doktora, London School of Economics and Political Science’tan yüksek lisans ve Boğaziçi Üniversitesi’nden lisans derecelerine sahiptir. 

Aydın-Düzgit, Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) üyesi, Avrupa Genç Akademisi (YAE) üyesi ve Europaische Politik Enstitüsü’nün akademik danışma kurulu üyesidir. Ayrıca, Future of Europe kitap serisinin (Springer) eş editörlüğünü yürütmekte ve Journal of European Integration, Journal of Language and Politics, South European Society and Politics ve New Perspectives on Turkey dergilerinin editör kurullarında yer almaktadır. 2014 yılında Türkiye Bilimler Akademisi’nin (BAGEP) Genç Bilim İnsanı Ödülü’ne layık görülmüştür.

Kaynaklar: 

https://perspektif.online/turkiye-ve-avrupa-bilindik-hikayenin-belirsiz-gelecegi/

https://wwwsabanciuniv.academia.edu/SenemAydinD%C3%BCzgit/Book%20Chapters

https://www.youtube.com/watch?v=CHDUPtGCFZk