SHURA Direktörü Alkım Bağ, New York İklim Haftası’nda Türkiye’nin Enerji Dönüşümünü Değerlendirdi

ana görsel

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, New York İklim Haftası kapsamında düzenlenen panelde Türkiye’nin enerji dönüşümünü değişen enerji güvenliği dinamikleri çerçevesinde değerlendirdi. 

Crux Alliance ile Forum Energii iş birliği ve Uluslararası Enerji Dönüşümü Düşünce Kuruluşları Ağı (INETTT) katkısıyla gerçekleştirilen “Kolay Çözüme Direnmek: Kömürün Jeopolitik Değişimlere Ulusal Yanıt Olarak Sınırları” (“Resisting the Easy Fix: The Limits of Coal as a National Response to Geopolitical Shifts”) başlıklı panelde, kömürün enerji güvenliği açısından rolü ve temiz enerji seçeneklerinin sunduğu imkanlar ele alındı. 

 

 

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin (İPM) kurucu ortakları arasında yer aldığı SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi’nin Direktörü Alkım Bağ’ın Türkiye’nin enerji dönüşümünü değişen enerji güvenliği dinamikleri çerçevesinde değerlendirdiği panele Polonya, Türkiye, Çin, Güney Afrika ve ABD’den uzmanlar katıldı. 

Enerji güvenliğinde kömürün rolü sorgulandı 

Son yıllarda yaşanan enerji krizleri ve jeopolitik gelişmeler, enerji güvenliğini yeniden küresel gündemin ön sıralarına taşırken, kömürün ulusal enerji politikalarındaki rolüne ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.  Panelde, kömürün enerji güvenliği ve ekonomik dayanıklılık açısından sunduğu imkanlar ve taşıdığı sınırlılıklar ele alınırken, COP31 öncesinde bu konularda kanıta dayalı bir diyalog zemininin güçlendirilmesi amaçlandı.

INETTT Direktörü Rabia Ferroukhi, açılış konuşmasında enerji güvenliği, fosil yakıtlara yönelik kısa vadeli politika tercihleri, kömürün maliyetleri ve enerji dönüşümünün yerel koşullar gözetilerek yürütülmesinin önemi üzerinde durdu. Enerji güvenliğinin uluslararası gündemde yeniden önem kazandığına dikkat çeken Ferroukhi, hükümetlerin güncel fiyat ve arz sorunlarına çözüm ararken uzun vadede oynak fosil yakıt piyasalarına bağımlılığı artırmayan politikalar geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

Akaryakıt vergisi indirimleri ve sübvansiyonlar gibi tedbirlerin kısa vadede rahatlama sağlayabilmesine karşın, gerekli yapısal dönüşümü geciktirme riski taşıdığına dikkat çekildi. Bu çerçevede panelistler, bugünkü politika tercihlerinin toplumların gelecekteki enerji şoklarına karşı dayanıklılığını artırıp artırmayacağını değerlendirdi. 

 

 

Türkiye için enerji güvenliği: Yakıt güvenliğinden sistem dayanıklılığına

Panelde Türkiye’nin enerji dönüşümünü değerlendiren Alkım Bağ, kömürün Türkiye’nin enerji sisteminde halen önemli bir paya sahip olmakla birlikte, kömür kullanımının önemli ölçüde ithalata dayandığına dikkat çekti. Yerli linyitin ithalat bağımlılığını azaltma açısından enerji güvenliğine katkı sağlayabildiğini, ancak kömürün bütünü için aynı değerlendirmenin yapılamayacağını belirtti.

Bağ, enerji güvenliği kavramının yalnızca bir kaynağın yerli veya ithal olması üzerinden ele alınmaması gerektiğini vurguladı. Enerji kaynaklarının verimliliği ve esnekliği, yeni kapasitenin ne kadar hızlı devreye alınabildiği, yakıt ve karbon fiyatlarına maruziyet ile çevresel ve toplumsal maliyetlerin de enerji güvenliği değerlendirmesinin parçası olması gerektiğini ifade etti. Bu çerçevede enerji güvenliğinin, yakıt güvenliğinden daha geniş bir enerji sistemi dayanıklılığı perspektifiyle ele alınması gerektiğine dikkat çekti.

Türkiye’de kömürden çıkış için henüz belirlenmiş bir tarih bulunmamasına rağmen, geçmişte öngörülen büyük ölçekli kömür yatırımlarının gerçekleşmediğine işaret eden Bağ, enerji dönüşümünün yenilenebilir enerji, güçlü şebekeler, depolama, talep esnekliği ve enerji verimliliğinin birlikte geliştirilmesine dayanan bütüncül bir sistem dönüşümü olarak ele alınması gerektiğini belirtti.

Bağ ayrıca kömür dönüşümünün yalnızca bir enerji veya istihdam politikası olarak değil, bölgesel ekonomik dönüşüm meselesi olarak ele alınması gerektiğini vurguladı. Kömür istihdamının ulusal ölçekte sınırlı olmasına rağmen belirli bölgelerde yoğunlaştığına dikkat çekerek, dönüşüm planlarının çalışanların yanı sıra yerel ekonomilerin çeşitlendirilmesini, sosyal korumayı ve yeni ekonomik faaliyetlerin geliştirilmesini de kapsaması gerektiğini ifade etti.

 

 

Enerji dönüşümünde yerel koşullar ve toplumsal boyut

Panelde farklı ülke deneyimleri üzerinden yapılan değerlendirmelerde, kömürün her koşulda ucuz, güvenilir ve yerli bir kaynak olduğu varsayımının sorgulanması gerektiğine dikkat çekildi. Yerli kömür sistemlerinin de altyapı, ekipman, finansman, su ve nitelikli işgücü gibi girdilere ihtiyaç duyduğu; bazı ülkelerde kömür kullanımının aynı zamanda önemli ölçüde ithalata dayandığı belirtildi.

Enerji dönüşümünün ise her ülkenin ve bölgenin kendi ihtiyaçları ve koşulları dikkate alınarak yürütülmesi gerektiği vurgulandı. Yenilenebilir enerji, elektrik şebekeleri, enerji depolama ve talep esnekliğine yönelik yatırımların enerji maliyetleri, finansmana erişim ve toplumsal kabul boyutlarıyla birlikte ele alınmasının önemine işaret edildi.

Panelde, kömürün enerji güvenliği alanındaki yapısal sorunlara uzun vadeli ve tek başına bir çözüm sunamayacağı değerlendirilirken; daha dayanıklı bir enerji sistemi için temiz ve yerli elektrik üretiminin artırılması, şebekelerin güçlendirilmesi, enerji verimliliği ve esnekliğin geliştirilmesi ile dönüşümün toplumsal boyutunu gözeten politikaların birlikte ilerletilmesinin önemi vurgulandı.